Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın Süleymaniye Kürsüsü konuşmaları devam ediyor. Son toplantıda eğitimci-yazar Dr. Sakin Öner Ergenekon’dan Çanakkale’ye Türk Ruhunu anlattı.

Sempozyumun sunuculuğunu TDAV’dan Metin Köse yaptı. Köse, bu haftaki gündemin iki ana eksende hareket ettiğini belirterek "Birincisi Çanakkale Zaferimizin 18 Mart'ta yıldönümü vardı. İkincisi 12 Hayvanlı Türk Takvimine göre yeni yılımız. Bu yıl 4661 yıldönümü idi. Yenigün. Farsların bizden çevirdiği şekliyle Nevruz. Bu yıldönümleri çerçevesinde bunu işleyelim dedik ve Sakin Öner hocamız ilk aklımıza gelen isim oldu. Sağolsun kırmadı, geldi" dedi. 

Hz. Muhammed’in kutsal emanetleri Sakaryalılarla buluşacak Hz. Muhammed’in kutsal emanetleri Sakaryalılarla buluşacak

İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından söz alan Dr. Sakin Öner de konuşmasına Mart ayının önemini anlatarak başladı. Türk Milliyetçiliği açısından çok önemli bir ay olduğunu söyledi. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına fikri anlamda katkıda bulunan aydınlardan bazılarının ölüm ve doğuş ayı olduğunu anlattı. 5 Mart 1934 de Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip'in vefat tarihi olduğunu söyledi, sonra Mehmet Akif'in 'Çanakkale' şiirini ve 'İstiklal Marşı'nı yazış öyküsünden bahsetti. Ahmet Cevdet Paşa'nın Türk Milliyetçiliği tarihinde büyük yeri olduğunu, Türkçeyi en iyi kullandığını söyledi. Şıpka kahramanı Süleyman Paşa'yı, Rifat Börekçi'nin Diyanet İşleri Başkanı oluşunu anlattı. 6 Mart 1920 de Ömer Seyfettin'in öldüğünü anımsattı, hakkında yaptığı kendi çalışmalarından bahsetti. 6 Mart 1955 günü Mehmet Emin Resulzade'nin aramızdan ayrılış tarihi olduğunu söyledi. 

Sakin Öner daha sonra toplantının asıl konusu olan “Ergenekon’dan Çanakkale’ye Türk Ruhu”na değindi.

AYDINLAR HAREKETİ
Türk dünyasında milliyetçilik hareketlerinin ilk kez Kırım, Kazan, Kafkasya ve Azerbaycan coğrafyasında doğduğunu belirterek millî ruhun oluşmasında payı olan ve bu topraklarda yetişen Türk aydınlarından övgüyle bahsetti. 

Millî ruhun oluşması için, millî kimlik ve aidiyet duygusunun güçlü olması gerektiğini anlatan Öner, şunları söyledi:
"Bunun sonucunda 'millî şuur' ve 'milliyet duygusu' oluşur. Bu da 'Milliyetçilik' fikrine ulaştırır. İnsanlar milliyetçi olarak doğmaz. Milletin şuuruna erdikçe, mazisini, halini tanıyıp, istikbalini düşündükçe ve  ızdıraplarını kalbinde duydukça milliyetçi olur.”

Oğuz Kağan ve Ergenekon destanından bahseden Öner, sözlerine şöyle devam etti:
“Moğollarla yapılan bir savaştan sonra Ergenekon vadisine sıkışan bir avuç Türk, zamanla çoğalıp sığmadıkları bu vadiden kendilerini kuşatan demir dağları eriterek çıktılar. Ergenekon Destanı’nda ortaya çıkan bu ruh Türklerdeki direniş duygusunu ve mücadele azmini ortaya koyar. Ergenekon’dan demir dağı eritip dışarıya çıkma motifi, etrafı Tanrı ve Altay dağları gibi sıradağlarla kaplı Orta Asya’dan dağları aşarak bütün dünyaya hâkim olma ülküsünün ifadesidir.”

Dr Sakin Omer1
Osmanlı Devleti'nin son döneminde ortaya çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımına değinen Sakin Öner, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çanakkale ruhu, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun Osmanlıcılık ve İslâmcılık siyasetlerinin iflas etmesinden sonra gelişen Türkçülük akımının bir sonucudur. 20. yüzyılda Türk kimliğini yeniden inşa eden Türkçülerin başında İsmail Gaspıralı, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali gibi birçok aydın akla gelir.  Millî edebiyat ve Türkçenin sadeleşmesi hareketi, bu Türkçülerin çalışması sonrasında doğmuştur. Bu çalışmalar vatan ve millet sevgisinin, din ve iman duygusunun zirveye çıktığı Çanakkale ruhunu doğurmuştur. Türk milleti nasıl Ergenekon’da demir dağları eritip tekrar dünyaya hâkim olma iradesini ortaya koymuşsa, Çanakkale boğazını aşmak üzere dünyanın en güçlü donanmalarıyla Gelibolu yarımadasını kuşatan emperyalistlerin çelik çemberini kırıp parçalama iradesini göstermiştir. Atatürk’ün önderliğinde zaferle taçlanan Çanakkale ruhu, bizi Cumhuriyet’e götürecek Kuvâ-yı Milliye ruhunun da mayası olmuştur. Bize düşen görev bizi zaferlere ulaştıran Türk ruhunu daima canlı ve diri tutmaktır. Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatmanın tek yolu budur.”

 Haber: Hüdavendigâr Onur