İmam-ı Rabbâni müceddid-i elf-i sâninin (rahmetullahi aleyh) indinde, sırrı budur ki, namazın kılınması zamanında meydana gelen kusurların telâfisi, o tesbih ve tekbirledir.

İmam-ı Rabbâni müceddid-i elf-i sâninin (rahmetullahi aleyh) indinde, sırrı budur ki, namazın kılınması zamanında meydana gelen kusurların telâfisi, o tesbih ve tekbirledir.

Hadîs-i şerîfte bildirildi ki:

Güne yine yeni zamlarla uyandık! Güne yine yeni zamlarla uyandık!

“Her farz namazını kıldıktan sonra, Âyet-el-kürsiyi okuyanın, Cennet’e girmesine mâni’ yoktur. Sadece ölüm vardır.”

Hadîs-i şerîfte beyan buyurulduğu üzere, farz namazından sonra 33’er kere okunan tesbih, tehlil ve tekbirin, imam-ı Rabbâni müceddid-i elf-i sâni hazretlerinin indinde, sırrı budur ki, namazın kılınması zamanında meydana gelen kusurların telafisi, o tesbih ve tekbirledir. Binâenaleyh, namazı lâyıkıyla kılamadığını ve ibadetinin noksan olduğunu o tesbihlerle itiraf etmek gerekir. Allahü teâlânın tevfikiyle ibadetin yapılması nasip olunca, o nimetin şükrünü Elhamdülillah diyerek yerine getirmek ve ondan başka ibadete müstahak yoktur diye bilmek lazımdır. Namaz, edeplerine ve şartlarına uygun olarak kılınıp, sonra, samimi kalb ile tesbihler yapılıp ve nimetin şükrü yerine getirilip ve Allahü teâlâdan başka ibadete hakkı olan olmadığı bildirilirse, ümit edilir ki, o namaz, Allahü teâlânın kabûlüne şayan olur ve o namazın sahibi olan kişi kurtulur. Onun için, tesbihleri terk etmemek icab eder.