Dün saat 15:40 civarlarında tam yazımı bitirmek üzereydim, sallanmaya başladık.

Hem de iyi sallandık.

Herkes gibi biz de kendimizi dışarıya attık.

Sokakta herkes bir birine depremin Sakarya’da mı yoksa başka bir ilde mi olduğunu sormaya başladı.

Kısa zaman sonra da depremin Düzce İslâhiye mevkiinde olduğu bilgisi geldi.

Depremin şiddeti de “5.0” olarak bildirildi…!

***

Düzce’de meydana gelen deprem geniş bir bölgede hissedildi.

Bolu, Sakarya, Kocaeli ve İstanbul depremden etkilenen iller oldu.

Doğrusu Sakarya bu kadar etkilendiğine göre İstanbul’da ki koca koca binalarda oturanlar neler hissetti Allah bilir.

Zira “orta şiddette” bir deprem olmasına rağmen bulunduğumuz iki katlı bina resmen “çatırdadı…!”

***

Tabi depremin ilk “şokunu” daha atlatamamıştık ki hemen ardından yine Düzce Köprübaşı Ömer Efendi mevkiinde “4.4’lük” ikinci bir deprem meydana geldi.

İlki gibi uzun süreli ve şiddetli olmasa da iyice tedirgin olduk.

Kısa bir süre sonra da gözümüzün önünden “17 Ağustos Depremi’nde” yaşadıklarımız bir “film şeridi” gibi geçmeye başladı…!

***

Allah hepimizi deprem gibi afetlerden korusun.

Ancak bu kaçınılmaz bir durum.

Eninde sonunda bu deprem bizi vuracak.

Kaldı ki “17 Ağustos Depreminin” üzerinden de tam “20 yıl” geçti.

Büyüklerimiz bizlere periyodik olarak;

- Her 10 yılda bir deprem olur.

Derlerdi.

Adapazarı tarihinde meydana gelen depremlere baktığımızda büyüklerimizin söylediğinde haklılık payı var…!

***

Netice itibariyle deprem artık resmen, “ben geliyorum” dedi.

Bugün mü olur yarın mı orası belli değil.

İnşallah Düzce’de peşi sıra meydana gelen depremler öncü değildir.

Maazallah “17 Ağustos” gibi bir depremi bu şehirdeki “hasarlı binalar” kaldıramaz.

Allah başta ülkemizi, inananları ve tüm insanlığı afetlerden korusun…!