En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Reklam sektörü medyayı, medya sermayeyi, sermaye de ülkeyi şekillendiriyor. Kimse kalkıp da bana, “Reklam sektörünün eti ne budu ne? Türkiye’yi, 4.7 milyar TL’lik bir sektör mü yönlendirecek?” demesin. Bakın. Sist

En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Reklam sektörü medyayı, medya sermayeyi, sermaye de ülkeyi şekillendiriyor. Kimse kalkıp da bana, “Reklam sektörünün eti ne budu ne? Türkiye’yi, 4.7 milyar TL’lik bir sektör mü yönlendirecek?” demesin. Bakın. Sistem nasıl işliyor.

31 Mayıs’ta Türkiye’de yeni bir süreç başladı. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Şimdiye kadar sütre gerisinden birbirine ateş edenler açık savaşa başladı. Gerçekten hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve olmamalı.

Şu sıralarda çevremde en çok cevabı aranan soru, “Bundan sonra ne yapılmalı?” oluyor.

Gerçekten de hayati önem taşıyan soru bu ve bu soruya bulunacak doğru cevap. Zira yapılacaklar, Türkiye’nin kaderini etkileyecek.

Anlatmak istediklerimi karmaşıklıklardan soyutlayıp basite indirgeyerek paylaşacağım.

Türkiye’de derin yapı olduğunu kabul eden ve Ergenekon ile mücadele edilmesi gerektiğine inananlara sesleniyorum.

Ergenekon yapılanmasının omurgası ve besin kaynağı reklam sektörü.

Reklam sektörü, mal ve hizmetlerin tanıtımı için sermaye kesiminden bütçe alıyor. Ancak bu bütçenin nasıl kullanılacağına, reklam sektöründe ilgili birimde çalışan 200 kişi karar veriyor.

Kime nasıl vereceklerinin kurallarını kendileri belirliyor. Daha iyi anlaşılması için bir örnekle paylaşayım.

Hani bazı kurumlar ihalelere çıkar. Fakat ihaleyi yapanlar, işi kime vereceklerini önceden belirlerler. Şartnameye, işi verecekleri şirketin bir tek adını yazmadan her şeyi ile o şirketi tanımlarlar. Reklam şirketleri buna bile ihtiyaç duymazlar, "Ben öbürüyle çalışıyorum, sana vermiyorum" deyip kestirip atarlar.

Sizin o yayın kuruluşundan daha çok izlenmeniz/okunmanız bir şeyi değiştirmez. Daha kaliteli bir içerik üretmenizin hiçbir kıymet-i harbiyesi yok.

Bu reklam sektöründeki 200 kişinin en az 180'i, Gezi Parkı eylemleri adı altında şehirler ateşe verilmek istenirken, vandallara lojistik destek sağladı. Pek çoğu orada yatıp kalktı.

Kendini "muhafazakar" sayan pek çok şirket ya da kamu kurumları, milyonlarca dolarlık reklam bütçesini, bunlara teslim ediyor. "Al benim paramı sen yönet" diyor. Onlar da alıp istedikleri mecralara kafalarına göre dağıtıyor. Reklam veren firmasının sahip/yöneticisine de dönüp, araya onlarca anlamayacağı kelime sokuşturarak bütçeyi çok doğru/verimli bir şekilde kullandığını izah ediyor.

Reklam sektöründeki 200 isim, milyarlarca lirayı böyle yönetiyor. 10 yıl boyunca ekonomi programı hazırlayıp sunan biri olarak bu çarkın işleyişine yakinen tanık oldum.

Bu reklam şirketleri, reklamları istediklerine vererek, istedikleri gibi dağıtarak medyadaki güç dengelerini keyiflerine göre yönetebiliyor. Kimin güçlü olup en üst perdeden sesini duyurabileceğine, kimin sesinin cılız çıkmasına karar vermiş oluyorlar.

Kaliteli içerik üretmek, iyi bütçe gerektirir. İyi bütçe olmadan maalesef iyi yapımlar ortaya çıkarma imkanı yok. İnternette iyi içerik üretmek için, iyi editörler istihdam etmelisiniz. İyi editöre de aybaşında yalnızca "teşekkür ederim" demeniz yetmiyor. Hesabına hak ettiği parayı aktarmanız gerekiyor.

Aynı şey gazeteler, aynı şey televizyonlar için de geçerli. İyi iş iyi bütçe gerektiriyor. Medyadaki payı, yüzde 30'lu oranlara gerilemiş olan bir grup, işte anlattığım bu sistem sayesinde yüzde 60'lar dolayında bütçe alabiliyor.

Muhafazakar diye bilinen, (pek çoğu da böyle adlandırılmaktan utanıyor ya da çekiniyor. Oysa öteki ortada kasım kasım kasılarak ben çapulcuyum diyebiliyor.) sermayenin desteğiyle bu medya kuruluşları semirtiliyor.

Önceki gün Twitter'da muhafazakarlığıyla bilinen bir patron (karşılıklı takipte olduğumuz bir isim) bir link paylaştı. Linkte Gezi Parkı olaylarının arka yüzünü anlamak isteyenlerin attığı linki okumalarını istiyordu.

Firması, akşam sabah o medyaya reklam pompalıyordu. Dayanamadım. "Reklam veren dostlarımızın hala o oyunun parçası olduğunu söyleyenlerle kolkola olmasını nasıl değerlendirmeli?" diye sordum.

Nasıl bir oyunun oynandığını görmeyenler için yarının çok geç olma durumu var.

TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, geçtiğimiz yıllarda gelir dağılımının bozulduğunu, bundan dolayı da durumu iyi olanların kendilerini yüksek duvarlı sitelerin arkalarına atmak durumunda kaldığına dikkat çekip uyarmıştı:

"Gelir dağılımı düzeltilmezse bizleri o yüksek duvarlar da koruyamayacak."

Ben de o aymaz muhafazakar şirketlerin patron/yöneticilerine sesleniyorum:

- Kendinize gelin. Eğer bu aymazlığınız sürerse paranızla semirttiğiniz bu medya ilk önce dönüp sizi vuracak. "Ama ben size yılda şu kadar bütçe aktarıyorum" gibi tabasbus dolu ifadeleriniz onların merhametini değil, iştahını kabartacak.

Allah korusun, öyle bir gün geldiğinde "pardon" demenizin, ağlayıp sızlamanızın bir faydası olmayacak. Suya ihtiyacınız olduğunda kuyu kazmaya başlarsanız artık vakit çoooooook geçmiş olacak.

Ba'de harabü'l-Basra.

Reklam sektörü medyayı, medya sermayede kimin öne çıkacağını, sermaye de ülkenin kaderini belirliyor. (Ünal Tanık)

Sağlıcakla kalın...