Geyve’de bir “taşocağı” var. Hani neredeyse ayda iki kere patlatılan ve bizim de her defasında haber yaptığımız Akıncı Köyü’ndeki “taşocağı.”Dün yine koca dağdan “taş kopartmak” amacıyla hazırlıklar yapıldı. Dinamitler ayarlandı ve sonrası malum.Bu defa t
Geyve’de bir “taşocağı” var. Hani neredeyse ayda iki kere patlatılan ve bizim de her defasında haber yaptığımız Akıncı Köyü’ndeki “taşocağı.”
Dün yine koca dağdan “taş kopartmak” amacıyla hazırlıklar yapıldı. Dinamitler ayarlandı ve sonrası malum.
Bu defa tam anlamıyla “facia” ile sonuçlandı. Patlatılan dinamitlerle su gibi akan dağ bu defa işçilerin üzerine çöktü.
İlk belirlemelere göre bir işçi yaralandı. Ancak dağdan kopan kayaların altında bir başka işçi, arkadaşı kadar şanslı olamadı.
Bu yazıma başladığım sıralarda kayaların altında kalan işçinin bulunduğu yerden çıkartılması için “akut” bekleniyordu.
İnşallah sağ salim çıkarılır ve bana göre böylesi büyük bir “facia” ölen olmadan yaralanmayla atlatılır…
Gelelim Geyve Akıncı Köyü’ndeki yaşananlara. Bu “taşocağı” ile ilgili defalarca köylüler ayaklandı.
Bir değil birkaç defa eylem yaptılar olmadı. Şanslarını yol keserek denediler yine kimseye seslerini duyuramadılar.
Hatta “Akıncı Köyü Vadilerini Şelalelerini Yaşatma ve Koruma Derneği Başkanı” emekli polis Kamuran Tan çevre katliamını görüntüledi yine olmadı.
Ne Sakarya Valisi, ne Geyve Kaymakamı, ne Orman, ne Çevre; geliyorum diyen bu “facia” karşısında üzerine düşeni yapmadı…
Şimdi biz bunları yazıyoruz ya hemen savunmaya geçer kendilerini “sütten çıkma ak kaşık” gibi takdim ederler.
Tabi biz de vali düşmanı, kaymakam takıntılı, çevre ve orman görevlileri ile kavgalı bir duruma düşeriz.
Aslında hiç öyle bir durum söz konusu değildir ama maalesef bu gibi durumlarda yetkililer kendilerini “tereyağı gibi su üstüne” çıkartmayı çok iyi biliyor…
Bu başa bela olan “taşocağı” 2009 yılında kuruldu. Daha faaliyete geçmeden yörenin halkı ayaklandı.
Dertleri “yerleşim alanına” çok yakın bulunan ve Geyve’nin yeşilliğinin simgesi bu dağda “taşocağına” izin verilmemesiydi.
Günlerce gayet olgun bir tavırla eylem yaptılar. Öyle “gezi eylemcileri” gibi “yakıp yıkmadan” seslerinin duyulmasını istediler.
Maalesef kimsenin umuru olmadı ve “taşocağı” faaliyete geçti. Her “dinamit” patlatılması sonrasında da insanlar “korku” içinde eylem yaptı.
Ne çare ki, bu insanları hiç kimse duymak istemedi. Bırakın duymayı görmezden bile gelindi.
Şayet zamanında yetkililer vatandaşın sesine kulak verseydi bugün bu yazıyı yazmıyor olacaktım.
Ama olmaz, illaki “başımıza taş yağacak” ve ondan sonra aklımız başımıza gelecek. Artık bu saatten sonra “kapatın şu taşocağını” desek n’olacak?…
Next