Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü konuşmaları devam ediyor. 2023-2024 dönemi etkinlikleri kapsamında 27 Ocak 2024 Cumartesi günü  İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferans salonunda "Mübadele" konuşuldu. Etkinlikte Doç. Dr. Tuğba Eray Biber ile ünlü hukukçulardan Avukat Hüseyin Özbek, '101. Yılında Mübadele'yi anlattılar. Konferansın sunuculuğunu TDAV’dan Metin Köse yaptı.

‘Kudüs Ya da Leyla’ yarın AKM’de ‘Kudüs Ya da Leyla’ yarın AKM’de

İlk konuşmayı yapan Avukat Hüseyin Özbek, mübadeleyi "değişim-karşılıklı göçürme" olarak tarif etti, sürecin buraya nasıl geldiğine değindi.

Osmanlı İmparatorluğu'nun çok dinli ve çok etnisiteli bir toplum olduğunu anlatan Özbek, "Biz birlikte yaşama kültürüne sahibiz. Rum, Ermeni ve Sırplarla, başka toplumlarla birlikte rahat yaşarız. Ama bazı devletler, Avrupa'nın himayesiyle oluşan devletlerde bu hoşgörü olmaz. Çünkü imparatorluk geleneğinden gelmemişlerdir." dedi.

Bizim yer aldığımız bloğun Birinci Dünya Savaşında yenildiğini anlatan Özbek, galip devletler tarafından Türklere karşı Yunanistan'ın donatıldığını, kışkırtıldığını söyledi.

RUM ORTODOKSLAR YUNAN ORDUSUNA DESTEK VERDİ
30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Mübadele Protokolü ile Batı Trakya hariç olmak üzere, Yunan uyruklu Müslümanların Türkiye’ye, Türk uyruklu Ortodoks Hıristiyanların (Rum) İstanbul’da yerleşik olanlar hariç olmak üzere Yunanistan’a göçürülmesi konusunda tarafların anlaştığını anımsatan Özbek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada önemli bir noktanın altının çizilmesi gerekmektedir. Yunan uyruklu Türkler/Müslümanlar, Yunan devletine silah çekmemişler, yabancı bir devletin işbirlikçisi anlamına gelecek bir tutum içinde olmamışlardır. Türk tarafında ise bambaşka bir durum söz konusudur. 15 Mayıs 1919’da Yunan Ordusunun Anadolu’yu işgal amacıyla İzmir’e çıkmalarıyla birlikte  Osmanlı uyruğu olan Rum/Ortodoksların önemli kesimi işgalcilerle birlikte hareket etmiştir. Uyruğu olduğu devlete sadakat yükümlülüğüne uygun davranmamışlardır. İşgalci Yunan ordusuna lojistik destek sağlamışlardır. Küçük Asya Savunma Örgütü adlı silahlı örgüt kurmuşlardır."

Özbek konuşmasında 30 Ocak 1923 tarihindeki Mübadele Protokolünün karşılıklı ahali mübadelesini (karşılıklı göçürme) hukuki esaslara bağladığını anlattı, gidenlerin mülklerine gelenlerin yerleştirilmesi teorik olarak kolay görünse de uygulamada ciddi zorluklar yaşandığını söyledi.

Yunanistan'ın sinema filmleri, tv dizileri, yazılan roman ve öykülerle sistematik olarak Türkiye’yi soykırım yapmakla suçladığını belirten Özbek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Mübadele yeniden kurgulanıyor. Türkiye aleyhine fatura çıkarılıp Türkiye haksız gösterilmeye çalışılıyor. Bu dizileri  izleyen, kitapları okuyan Türkler biz soykırım yapmışız sanacaktır. Tüm bunlar nasıl oldu? Yalancı Damat dizisiyle oldu, Vatanım Sensin dizisiyle oldu, Kırık Kanatlar dizisiyle oldu."

Özbek, "mübadele olmasaydı ne olurdu?" diye sorduktan sonra yine yanıtını kendisi şöyle verdi "6-7 milyon Ortodoks yurttaşımız olurdu. Şu anda Türkiye karşısında PKK gibi ayrılıkçı olurdu. Yunanistan ve AB tarafından tahrik edilirlerdi."

Doç. Dr. Tuğba Eray Biber de konuşmasında mübadelenin iki taraf için nasıl zorluklara neden olduğunu anlattı, izleyicilerden gelen soruları cevapladı. (Hüdavendigâr Onur)