banner351

Bu bizim hikayemiz

1950’li ve 60’lı yıllarda doğanların öyküsü. Güzel yazılmış okuyun derim...

50'li yıllarda Demokrat Parti'yle hayata gözlerini  açanlar...

Tahta beşiklerde ninnilerle uyuyup, 60 ihtilâlinin ayak sesleriyle uyananlar.

Çocukluğunu bu kargaşayla geçirip, 68'de 18 yaşın heyecanıyla 68 kuşağının çilesini çekenler...

Bu hikâye sizin...

Bizim o yıllarda çocukluğumuz hep sıkıntılarla geçmedi…

Biz nedense ergenliğe geç girdik…

Çocukluğumuzu uzun yaşadık…

Bizim oyun alanlarımız çoktu...

Yemyeşil çayırlarda, bahçelerde evimiz kadar güvenli sokağımızda çeşit çeşit oyunlar oynardık…

Biz küçük şeylerden mutlu olmasını iyi bilirdik.

Uzun kış gecelerinde içilen semaver çaylarıyla, Aile toplantılarının sıcaklığını hep hissettik...

O yıllarda komşuluk bağlarımızda güçlüydü.

"Bir maniniz yoksa akşam ANNEMLER size gelecek."

Sözü bizi çok mutlu ederdi.

Karanlık günlerde önlüklerimiz karaydı ama, karanlıkları aydınlatan beyaz yakalarımız gibi umutlarımız, mutlu günlerimiz de vardı.

Kitaplarımızı, defterlerimizi itinayla kaplardık...

Tahtadan, telden, ağaçtan oyuncaklar yapardık.

Yaratıcı, yetenekli, paylaşımcı ÇOCUKLARDIK…

Biz, yuvarlak, köşeli kurşun kalemlerimizle düz, eğik, süslü italik okunaklı yazılar yazardık.

Biz halk kütüphanelerine, Halk Evlerine giderdik.

Ne omuza asmalı deri, ne renkli çantalarımız, ne 0,5 uçlarımız, ne kokulu silgilerimiz vardı…

Tahta sıralı, varil sobalı sınıflarımızda kara tahta başı heyecanlar yaşardık.

Nohutlu, fasulyeli matematik derslerimiz.

Cin Ali serisi okuma saatlerimiz, andımız, gençlik marşımız, Cumhuriyet şiirlerimiz, sapanla kuş avımız, derede yüzme yarışlarımız, Ömer Seyfettin, Dede Korkut hikayeleri, Kafdağı arkasına uzanan masallarımız.

Battalgazi, Köroğlu Destanları, uzun kış gecelerinde uyuklayarak dinlediğimiz

babaların, dedelerin askerlik anıları...

Amerikan yardımı süt tozundan hazırlanmış, beslenme saatlerimizi unutmak mümkün mü?

Ya sabahları üzerine ''tereyağı''  sürülmüş taze yumurtalı, pekmezli sabah kahvaltılarımız…

Tarhana çorbasının lezzetini nasıl unuturuz?

Pazar sabahları sıcak ekmek kuyruğunda buharı kokusuna karışmış pidelerden, somunlardan elimiz yana yana yediğimiz lokmalar...

Bizim Amerika'dan ithal  herkesin okuduğu:

Teksas,

Tommiks'imiz,

Zagor'umuz da vardı...

Hayat,

Ses Mecmuaları,

Hürriyet'in ilâveleri,

Radyoda Enosis-Makarios,

Vietnam haberleri,

Arkası yarınlarımız,

Liselerarası bilgi yarışmaları,

Bizimkiler,

Kaynanalar,

Radyo tiyatrolarımız,

Erkan Yolaç'la Evet-Hayır yarışmalarımız,

Orhan Boran'ımızla Yuki'miz...

Hayatımızın bir parçasıydı...

Soğuk kış günlerinde, buzlu yollarda tahta okul çantalarımızı kızak yapar kayardık.

Bizim mahalle bakkalımız Haydar Amca'mız, yolunu hasretle beklediğimiz

postacımız, Bekçi Hasan'ımız, kasabımız, manavımız aile fertlerinden biri sayılırdı…

Lâstik ayakkabıdan naylon ayakkabıya, bez toplardan naylon toplara, batarya pilli radyodan ağır, iri, sandukalı dântel örtülü siyah-beyaz televizyona biz kavuştuk.

Gazocağından ''Aygaz''lı ocaklara biz geçtik...

''Vita'' yağı tenekelerinden su kapları yapardık...

60'lı sıkıntılı yılların sonunda Amerika Apollo 11'i Ay'a gönderirken, bizim ilk yerli otomobilimiz Anadol'umuz, arkasından 124 Hacı Murat'ımız, o yıllarda bizim ne emniyet kemerimiz, ne otomatik klimamız, Cd çalarımız…

Ne uzaktan kumandamız, ne oto alârmımız, ne hava yastığımız, ne otoyollarımız vardı…

Çatılarda daha iyi görüntü için!. 

Ölüm tehlikesiyle,

Antenleri biz çevirirdik.

Gurundik,

Şaplorenz,

Philips marka,

Asker bavulu…

Televizyonlarda karlı, silik, bulanık görüntülerden oluşan, yerli diziler bizi mutlu ederdi…

Arnavut kaldırımlarındaki oyunlarımız, gece muhabbetlerimiz, cambazlı panayırlar…

Topacımız, (tendürük) misketimiz, uçurtmamız, gizlice içtiğimiz Birinci,

Bafra, Gelincik, Yaka sigaraları…

Pamuk Şeker,

Horoz şeker,

Şeker Elma,

Kâğıt helvalarımız,

Uzuneşek,

Birdirbir,

Saklambaç,

Komen,

Elim sende,

Oyunlarımız…

Hayatımıza renk katan bayramlarımız.

Biriktirdiğimiz bayram harçlıklarıyla gittiğimiz,

Dönme dolap,

Atlı karınca,

Langırt

Beş atış yirmibeş

Çadır tiyatrosu...

İstop, dokuztaş, mendil kapmaca, gazoz kapağı, sigara kutusu, bilye, düğmelerle (kopça) yaratılmış bir oyun dünyamız vardı…

Yakan top, seksek, çelik-çomak oyunları...

Okulda Yerli Malı Haftalarımız, evde tasarrufa teşvik edici kumbaralarımız

Ada'ya barışı götüren Kıbrıs Harekâtı'mız, sokakta şeker, yağ, benzin kuyrukları.

Postahaneden yazdırmalı  telefonlarımız pötükareli, muşamba kaplı odalarımız

Kestane pişirdiğimiz kuzine sobalarımız,

Mutfaklarımızda tel dolaplarımız

Duvarında günlük

''Saatli Marif'' takvimi,

Samimi, sıcak  aile toplantılarımız

At arabası,

Hamal arabası,

süslü faytonlarımız

Austin,

Magirus,

Ford

Opel

Chevrolet marka

Bagajı üstünde şehirler arası otobüslerimiz.

Futbol sahalarında Lefter'li,

Metin Oktay'lı

Şenol, Birol'lu

Kadri'li

Sanlı'lı

Kedi kaleci Varol Ürkmez'li

Can Bartu'lu

Sabri Dino'lu

Cemil Turan'lı

Metin Kurt,

Metin, Ali Feyyaz'lı

Unutulmaz derbi maçları.

Sinemalarda John Wayne'lı

Clint Eastwood'lu

Unutulmaz kovboy filmlerimiz

Beyaz perdede

Ayhan Işık,

Belgin Doruk,

Kötü adam Ahmet Tarık Tekçe

Göksel Arsoy,

Filiz Akın,

Fatma Girik

Ediz Hun,

Yılmaz Güney.

Müzeyyen Senar,

Behiye Aksoy,

Emel Sayın,

Zeki Müren,

Erkin Koray,

Berkant,

Erol Büyükburç,

Barış Manço ile dünya turu

AŞK dolu,

duygu dolu,

hüzünlü şarkılar.

70'li yıllarda muhtıralar,

sağ-sol çatışmaları.

Üniversitelerde

Komünist

Faşist suçlamaları.

Fabrikalarda DİSK-MİSK mücadeleleri.

Grevler,

emeğin patronları,

sendika ağaları.

İdeolojilere kurban edilen zavallı işçiler.

Okullarda

Devrimci

Ülkücü kavgaları.

Bölünmüş öğretmenler,

Taraflı polisler.

Ülkesine sahip çıkanlar

Bu arada yok olan gencecik fidanlar

Denizler,

Mahirler,

Hüseyinler,

Ulaşlar...

Taylan'lar

Bu öykü sizin.

Birbiri ardına devam eden

cenaze törenleri.

Romantizm ile terör arasına sıkışmış

Kayıp bir kuşağın çocuklarının savaşı.

Kardeş kavgaları, siyasi cinayetler.

Kurtarılmış bölgeler, okullar, mahalleler,

Yakılan, yıkılan, boşaltılan köyler,

Deniz-Mahir Hüseyin'in idamları

Akıl almaz işkencelere göğüs gerenler

68 kuşağının özgürlük savaşçıları.

Bu hikâye sizin.

Sonra Dallas

Köle Izaura

Yalan Rüzgarı

Cosby Ailesi

Uzay Yolu

Tatlı Cadı

Küçük Ev

Amerika

Avrupa

Brezilya dizileri

Beatles

Rolling Stones

Boney-m

Adamo

Amerika, Avrupa hayranlığı derken,

Hippiler, bitli turistler, ansızın girdi hayatımıza.

Benliğimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık.

Cola Adidas bulujean,

Rak-Rok-Pop merakıyla

Unutuverdik kendi müziğimizi, öz değerlerimizi

Türküleri

Bozlakları

Halk Oyunlarını,

Destanları,

Hikâyelerimizi.

Sonra 80 de 12 Eylül sabahı

Hasan Mutlucan'la uyananlar

Tutuklananlar, göz altına alınanlar

Akıl almaz işkencelere uğrayanlar

Bedenlerini, ruhlarını kaybedenler

Yeni idamlara, haksızlıklara şahit olanlar.

Gönülden yaralanıp gençliğini sürdürenler.

Bu öykü sizin.

Ulusal değerlere biz sahip çıktık.

İstanbul'da Amerikalıları Dolmabahçe'den

Biz denize döktük.

Bağımsızlık sevdalısı vatansever gençlerdik.

ÖSS'yi bilmezdik ama, gece en son 23.00 de radyodan puanları dinler erken davranmak için otobüslerle geceden yola çıkardık.

Eğitimin çilesini de biz çektik.

Ülkesini ölesiye seven de bizdik.

Erkeklerde İspanyol paça pantolonlar, geniş gösterişli kravatlar, uzun saç ve favoriler…

Siyasi görüşe uygun, yukarı-aşağı, kalın bıyıklar…

Deri çizmeler, asker postalları, Parkalar, kalın kemerler, palaskalar, kalpaklar arka cepte ince dişli taraklar, yuvarlak aynalar… Gömlek ceplerinde gelincik, bafra sigaraları…

Kızlarımızda lüle lüle saçlar, allıklar, küpeler…

Her genç kızın rüyası!..

Zetina dikiş makinası reklâmları…

İnce belli mantolar, yüksek topuklu rugan ayakkabılar…

Döpiyesler, jarseler, koyu kırmızı rujlar, kalın kemerler…

Doğal güzellikler, tabii kokular, masumâne bakışlar...

Kınalı eller, ahh...ah o ince beller...

Biz anne-baba sözü de dinlerdik…

Çoğumuz görücü usulü ile evlendik...

Kim ne derse desin, hâlâ devam eden çok mutlu

evlilikler kurduk…

Sevmesini de sevilmesini de iyi bilirdik...

Leylâ'yı bilir, Mecnun'u anlardık…

Bizim ne unutulmaz AŞKLARIMIZ vardı…

Mevsim mevsim yaşadık duygularımızı, şarkılarda sever şarkılarda ayrılırdık...

Bizim mektuplarımız  renkli  kâğıtlara yazılmış kendi el yazımızla, göz yaşı dökülmüş, aşk mektupları, asker mektupları gül kokulu, duygu dolu, gözyaşlarıyla ıslanmış içinde bir tutam saç, bir küçük el izi, dudak izi taşıyan mektuplar...

Ahh...

Biz neydik ne değildik...

Romanlara konu hayatların sahibiydik...

Biz o yıllarda iyi ki vardık...

Bütün olumsuzluklara rağmen, mutlu bir çocuk, sevdalı birer gençtik...

Biz 2000'li yıllarda yine varız...

Biz 60’larda çocuk, biz 70'lerde gençtik, biz 80’lerde ihtilâli, biz 90'larda ekonomik krizleri Bir kez daha yaşayanlarız...

Şimdi teknolojik gelişmelerle dolu 21’nci Asrı yaşıyoruz.

Kredi kartı, bilgisayar, internet, cep telefonu süper market, mp 3 çalar, dizüstüler, plâzmalar, artık o kokulu, duygu dolu uzun mektuplar yok AŞKLAR yok oldu, duygular kısaldı, sembol oldu…

Gençlerin iletilerinde

''nbr'',

''by'',

"slm'' kısaltmaları. Cep telefonlarında kısa mesaj çılgınlıkları...

Nerede meyvesini elimizle topladığımız ağaçlar?

Korkusuzca oyunlar oynadığımız sokaklar...

Nerede o sözünün eri yağız delikanlılar..?

Vefalı dostluklar, ölesiye arkadaşlıklar…

Nerede utangaç al yanaklı kızlar..?

Saflık, doğallık, bağlılık nerde...?

Bu nedenle ÇOCUKLUĞUMU özlüyorum.

El yapması oyuncaklarımı, uçurtmamı, yaralı dizimi, ANNEMİN ninnisini

kâğıt helvayı, bakkalın sakızını bahçedeki kiraz ağacını özlüyorum.

Ya şimdiki çocuklar!..

Çoğu internet başındalar…

Fesfutlarda süper menülerle beslenerek Bilmem hangi yabancı müziği indirip dinliyorlar…

Cep telefonlarına, bilgisayarlarına sarılmış çoğu kilolu, renkleri uçuk, dişleri bozuk teknoloji çağını yaşıyorlar.

Artık 20’nci asır gerilerde kaldı.

Çocuktuk genç olduk, baba olduk, dede olduk. Ne badireler atlattık, yıkılmadık ayakta kaldık...

Artık yaşadığımız kadar yaşayamayacağımızı, bir bu kadar daha ömrümüzün

olmadığını biliyoruz...

Olsun iyi ki o yılları gördük, o hayatları yaşadık...

Pişmanlık mı asla!..

Sadece o doludizgin unutulmaz yılları, özlüyoruz...

Verseler aynı hayatları yeni baştan büyük bir keyifle yaşamak isteriz.

İşte!.. bu bizim hikâyemiz... (ALINTIDIR)

Sağlıcakla kalın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ünzüle Özçelilk 1 hafta önce

Bu yazının entirajikomik kısmı Hasan Mutlucan'la uyanmak olsa gerek. Hangi zafer kazanılmıştı, yahut hangi savaşa giriyorduk, ne oluyordu? Immm, "Yine de şahlanıyoooor aaman..."

Avatar
birbilen 1 hafta önce

Şimdilerde de ne mi var? İşten atılan gazeteciler var mesela. Haber yazdı diye işten atılan. Ve meslektaşları tepki vermeyen ekmeğinden edilen gazeteciler var...