Türkiye'nin yağmurları çalınıyor mu?

Abone Ol

Makalemin başlığındaki cümleyi araştırdık ve bir kaç ara başlıklar halinde çıkan bilgileri sizinle paylaşacağım...

ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı geniş çaplı hava harekatıyla başlayan savaş sürüyor. Bununla birlikte Türkiye’de Şubat ayının ortasından itibaren ortalamanın üzerinde seyreden yağışlar etkili oldu. Bu durum İsrail’in yağmur çaldığı iddialarını beraberinde getirdi: Savaş nedeniyle Körfez hava sahaları kapandı; İsrail ve müttefik Körfez ülkelerinin sürdürdüğü bulut tohumlama operasyonları sekteye uğradı; bunun sonucunda Türkiye, "çalınan" yağmurlarına kavuştu...

Bu çeşit iddialar yeni değil. 2011'de İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Batılı ülkeleri "gelişmiş hava modifikasyonu teknolojileriyle İran'da kuraklığa neden olmakla" suçlamıştı. 2018'de İran Sivil Savunma Kurumu Başkanı General Celali, "İsrail ve komşu bir ülkenin İran'ın bulutlarını kısırlaştırdığını" iddia etmişti. Bu söylemler, Türkiye'deki yağış artışıyla birleşince yeni bir versiyon kazandı ve milyonlarca kullanıcıya ulaştı...

Peki bilim bu senaryoya izin veriyor mu? Belli bir bölgede etkili olması beklenen yağmur “çalınabilir” mi?

Bulut tohumlama ne yapabilir, ne yapamaz?

İddianın tamamı, bulut tohumlama teknolojisine ilişkin köklü bir yanılgıya dayanıyor. Bulut tohumlama, 1940'lardan bu yana uygulanan ve bulutlara gümüş iyodür gibi parçacıklar bırakarak mevcut yağış potansiyelini artırmayı hedefleyen bir yöntem. Başta Çin, BAE, ABD ve Rusya olmak üzere 50'den fazla ülke bu teknolojiyi kullanıyor...

Ancak bu teknolojinin yapabilecekleri, kamuoyunda bilinenden çok daha sınırlı...

Dünya Meteoroloji Örgütü'ne (WMO) göre; bulut tohumlama, yağışı en iyi koşullarda yüzde sıfır ile yüzde yirmi arasında artırabiliyor; üst sınır ise ancak zaten yağmaya hazır, nem yüklü bulutların üzerinde gerçekleşebiliyor...

Daha da önemlisi, bulut tohumlama yeni bulut yaratamaz, yoktan nem üretemez ve büyük ölçekli rüzgar düzenini değiştiremez. Sistem, halihazırda var olan bulutun içindeki suyu yere indirmeye çalışır; başka bir bölgeden su buharı taşıyamaz. İddiada kullanılan "mıknatıs" ya da "yağmur toplama ağı" ifadeleri, bu teknolojinin doğasıyla bağdaşmıyor...

Öte yandan bilim dünyasında "bulut kısırlaştırma" olarak bilinen, komşu ülkelerin yağmurunu engellemeye yönelik bir uygulama bulunmuyor. Mevcut tüm bulut tohumlama programlarının amacı yağışı artırmak, azaltmak ya da engellemek değil...

İsrail'in bulut tohumlama programı ne durumda?

İddiada İsrail'in savaştan önce bulut tohumlama yöntemini kullanarak Türkiye’nin yağmurlarını çaldığı, ancak savaş sebebiyle hava sahaları kapatıldığından Türkiye’de yağışların arttığı öne sürülüyor. Ancak İsrail’in bulut tohumlama programına dair kaynaklar farklı bir tablo ortaya koyuyor...

Kaynaklara göre, İsrail onlarca yıl boyunca bulut tohumlama deneyleri yürüttü. Bu programın en kapsamlı ve güncel hakemli değerlendirmesi, 2023 yılında yayımlanan Israel-4 çalışması. Söz konusu araştırma, 2013-2020 arasında yürütülen Israel-4 deneyinin planlanandan bir yıl erken durdurulduğunu ortaya koydu. Ölçülen etki yaklaşık yüzde 1,8'lik bir artış düzeyinde kaldı ve bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı...

Buna ek olarak, İsrail Su İdaresi Ocak 2021'de bulut tohumlama programını resmen sonlandırdı. Gerekçe olarak iki neden gösterildi: Programın katkısı son derece sınırlıydı ve maliyet açısından sürdürülebilir değildi...

Yani iddiada Türkiye'nin yağmurunu yıllardır "çaldığı" öne sürülen İsrail, aslında kendi programını yetersizlik gerekçesiyle durdurmuş...

Üstelik eğer İsrail gerçekten Türkiye'nin yağmurunu sistematik biçimde kendi üzerine çekebilseydi, bu durumun İsrail’de yıllar içinde istikrarlı ve belgelenebilir bir yağış avantajıyla kendini göstermesi beklenirdi. Meteorolojik veriler böyle bir durumu ortaya koymuyor...

Türkiye'nin yağışları nereden geliyor?

İddianın coğrafi olarak açıklaması da tutarlı değil. Çünkü Türkiye'ye yağmur taşıyan atmosferik sistemlerin kaynağı Ortadoğu değil...

Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Habertürk’ün yayınında konuya ilişkin soruları yanıtlarken yaptığı açıklamada Türkiye'de yağan yağmurların büyük ölçüde batıdan geldiğini aktarıyor. Dünyanın dönüşü batıdan doğuya doğru olduğundan, hava hareketleri de genellikle bu yönde seyrediyor. Türkiye’nin yağış rejimini etkileyen başlıca dinamikler Balkanlar, Avrupa ve Atlantik kaynaklı sistemler. Yani Körfez'de ya da İsrail'de gerçekleştirilen bir müdahale, Türkiye'nin batı kaynaklı yağış sistemlerini etkileme kapasitesine sahip değil. Zira İsrail, Türkiye'nin doğusunda kalıyor...

Bunun yanı sıra Türkiye'nin yağış düzeni, Akdeniz kaynaklı siklonlar, Karadeniz'den gelen nem ve ülkenin kendine özgü topografyası ile şekilleniyor. Bu sistemler, tek bir ülkenin kontrol edebileceği dar bir hatta bağlı değil, büyük ölçekli küresel atmosfer dolaşımının bir parçası...

Veriler ne söylüyor?

İddiadaki anlatıyı sınamak için meteorolojik verilere bakmak yeterli...

İlk dikkat çekici nokta zamanlama. Türkiye'de yağış artışı savaşın başladığı 28 Şubat 2026'dan önce kendini gösterdi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2026 yılı Şubat ayında Türkiye genelinde ortalama 136,8 mm yağış ölçüldü; aylık normal ise 59,8 mm. 81 ilin 35'inde son 66 yılın yağış rekoru kırıldı. Bu veriler, savaştan önce başlayan ve savaştan bağımsız seyreden geniş ölçekli bir meteorolojik sürecin varlığına işaret ediyor...

MGM'nin yayımladığı su yılı yağış haritası (1 Ekim 2025 – 28 Şubat 2026), savaşın başlangıç tarihinde kapanıyor. Harita, Türkiye'nin büyük bölümünde yağışların geçen yıla kıyasla yüzde 20 ile 300 arasında arttığını gösteriyor. Bu artış savaştan önce birikmiş durumda...

Öte yandan 2025 yılı, Türkiye ile birlikte İsrail dahil Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'nun büyük bölümü için kurak geçmişti. Eğer iddia doğru olsaydı, İsrail'in "yağmur çaldığı" dönemde yağış bakımından istikrarlı biçimde avantajlı olması gerekirdi. Böyle bir ilişki gözlemlenmiyor...

Diğer temel sorun, iddiada korelasyonun nedensellik olarak sunulması. Savaşın başladığı dönemle yağışların artışının örtüşmesi, birinin diğerinin nedeni olduğu anlamına gelmez. Bunun için önce atmosferik mekanizmanın net biçimde ortaya konması, ardından bağımsız meteorolojik kanıt sunulması gerekir...

İran'da aynı iddia ortaya atılmış ve çürütülmüştü...

Bu iddianın Türkiye’de dolaşıma girdiği hali, yıllar önce İran'da denenmiş ve çürütülmüş bir söylemin yeniden üretimi olabilir...

2018 yılında İran Sivil Savunma Kurumu Başkanı General Celali, "İsrail ve komşu bir ülkenin İran'ın bulutlarını kısırlaştırdığını" öne sürmüştü. Bu iddiaya itiraz eden, başka bir ülke ya da dış gözlemci değil, İran'ın kendi meteoroloji kurumunun yetkilisiydi. İran Meteorolojik Tahmin ve Uyarı Genel Müdürü Ahad Vazife, mevcut teknolojiyle "bulut kısırlaştırma" gibi bir uygulamanın mümkün olmadığını açıkça ifade etmiş, bulutların yeterli yoğunluğa ulaşmadan yağış oluşturamayacağını vurgulamıştı...

İddia neden bu kadar hızlı yaygınlaştı?

Bulut tohumlama gerçekten var, kullanılıyor ve bazı komşu ülkeler arasında gerginlik yaratabiliyor. Ancak bu teknolojinin var olması bu teknolojinin ülkeler arası yağmur transferini mümkün kıldığı anlamına gelmiyor...

Ek olarak, savaş dönemi gibi kriz anları belirsizliğin ve siyasi gerilimin had safhaya çıktığı bir ortam yaratıyor. Açıklanamaz görünen her şey bu gerilimle kolayca ilişkilendirilebilir hale geliyor...

Sonuç olarak, "İsrail Türkiye'nin yağmurunu çalıyor" iddiası, birden fazla katmanda yanlışlanabiliyor. Bulut tohumlama yönteminin teknolojik kapasitesi ve meteorolojik veriler yağmurlarımızın çalındığı anlatısı ile uyuşmuyor...

Kuraklık gerçek bir kriz ve buna bağlı kaygılar meşru. Su güvenliği giderek daha kritik bir siyasi başlık haline geliyor. Ancak bu gerçeklerin yanıtı, mevcut bilimsel bilgiyle bağdaşmayan bir anlatıda değil, gerçek iklim politikalarında aranmalı...

Sağlıcakla kalın...

{ "vars": { "account": "G-0MLMEGBNK7" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }