Ramazan’ın gelmesiyle birlikte çarşı pazar bereketlendi. İftarlık ve sahurluk alış veriş derken herkes hayatından memnun.
Alış veriş yapamayanlar da çeşitli yardım kuruluşlarının dağıttığı erzaklar sayesinde Ramazan’ı bolluk içinde geçiriyor.
Belediyeler desen “iftar çadırlarında” herkese kucak açıyor. Sen oruçlusun, değilsin diye bakmadan kim olursa olsun “iftar sofrasına” davet ediyor.
Yani 11 Ayın Sultanı Ramazan-ı Şerif, her zaman olduğu gibi kendi “kutsiyeti, bereketi ve bolluğu” ile geldi…
Tabi bu arada gazete ve televizyonları da unutmamak gerekir. Bizim medya her Ramazan olduğu gibi yine dini motifli programlara ağırlık verdi.
Gazeteler her Ramazan olduğu gibi “Kuran’ı Kerim ve Türkçe mealini” bilmem kaç kupona vermeye başladı.
Televizyonlar desen hangi kanalı açsanız başta “iftar ve sahur” programları olmak üzere dini içerikli sohbetlerden geçilmiyor.
İstisnasız “laik, ulusalcı, Atatürkçü, demokrat, dindar, şu, bu” özelliği bulunan bütün kanalar sözleşmişçesine Ramazan programı yapmakta adeta yarışıyor.
Doğrusu, TV kanallarının bir ay bile olsa milletin ortak değerlerinde buluşup buna uygun yayın yapmaları insanı mutlu ediyor…
Keşke normal zamanlarda da bu ülke insanının büyük bir çoğunluğunun Müslüman olduğu unutulmasa da buna göre programlar yapılsa ama öyle olmayacak.
Daha Ramazan biter bitmez medya kuruluşlarından bazıları yine inanan insanların değerlerine saldırmaya devam edecek.
Müslümanları rencide etmek, üzmek, kırmak, dökmek için elinden geleni yapmaya devam edecek.
Tabi bu da gerginliklere neden olacak ve bu gerginlikten de bazı medya kuruluşları kendilerine vazife çıkartacak…
Neyse Ramazan’da bir aylığına bile olsa hazır Müslümanlar bu gazete ve televizyonların aklına geldi bunu değerlendirelim.
Ramazan boyunca yayınlanan “iftar ve sahur” programlarından mümkün olduğunca istifade etmesini bilelim.
Gerçi bunlar Ramazan programı adı altında insanların akıllarına yalan, yanlış bir takım bilgiler sokmaya da çalışıyorlar ya neyse.
Yine de bu televizyon kanalları arasında izlerken insanı alıp başka bir âleme götüren programlar da yok değil.
Zaten biraz dini eğitim ve terbiye almış bir insan bu tür programları diğerlerinden hemen ayırt edebiliyor.
Dolayısıyla “Ramazan’ın getirdiğini Bayram götürmeden” bu ayın manevi havasından mümkün oldukça istifade etmeye çalışalım.
Hazır “medya hidayete erdi” demişken onlara da dua edelim. Bakarsınız dualar kabul olur da bizim medya sadece Ramazanlık değil ebediyen hidayete erer…