Biz!
Aklıma gelince, hele de bizim coğrafyamızda, kalemim nefes almadan yazar. Günlük tarihler atsam da çok eski yazılarım vardır; hatta paylaşmadıklarım da…
Benim için yazmak; soluk almak, dertleşmek, harika bir moladır.
ADI OLMAYAN KADINLAR
Onları herkes tanır ama kimse bilmez. İsimleri vardır ama kimse hatırlamaz. Yüzleri hep aynıdır: yorgun, üzgün, biraz da korkulu…
Kimi mutfakta yemeğin tuzunu ayarlarken, kimi çocuklarına masal anlatırken, kimi pencereden dışarı bakıp hayatın başka bir köşesinde nasıl olduğunu hayal ederken bulunur.
Onlar, hayatları boyunca “sus” diye büyütülmüş kadınlardır. Önce babalarından öğrenirler bu suskunluğu, sonra kocalarından, sonra toplumdan. Kadın olmak, bazı yerlerde sadece “katlanmak” demektir. Katlanmak, susturulmak, kabul etmek…
Sevginin yerini korkunun, saygının yerini tahammülün aldığı bir hayat…
Geceleri gözyaşlarını yastıklarına saklayan, gündüzleri gülerken içleri titreyen kadınlar…
Dövüldüklerinde “sus” denilen, haklarını aradıklarında “ayıp” denilen, gitmek istediklerinde “namussuz” damgası vurulan kadınlar…
Onlar, evlerin içinde yaşayan hayaletlerdir bazen.
Ama bir gün biri kalkar. Kendi sesini duymak ister. Öyle kısık, öyle titrek bir sestir ki önce kendisi bile inanamaz söylediğine:
“Ben varım.”
İşte o gün, bir kadının hikâyesi yeniden başlar.