İklim değişiklikleri ve kuraklık riski

Abone Ol

Türkiye, iklim değişikliğinin etkileriyle giderek büyüyen bir kuraklık riskiyle karşı karşıya. Hem bilimsel bulgular hem de günlük gözlemler bu endişelerin haklı olduğunu gösteriyor. Mevcut durumu açıklayan temel başlıklar şu şekilde özetlenebilir...

Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer aldığı için küresel ısınmanın etkilerini en fazla hisseden bölgeler arasında. Yağış rejiminde önemli değişimler gözlemleniyor; iklim modelleri yaz aylarında yağış miktarının azalacağını, düzenli yağış yerine yoğun ve ani sağanakların hâkim olacağını öngörüyor. Bunun yanı sıra, ortalama sıcaklıklardaki artış belirgin şekilde hissedilirken, bu durum buharlaşmayı hızlandırarak toprak ve su kaynaklarının nem kaybını artırıyor. Son yıllarda meteorolojik kuraklıkla daha sık karşılaşılmakta; yağış miktarları uzun yıllar ortalamalarının altına inerken, 2020 itibarıyla ciddi yağış açıkları fark edildiği raporlanıyor...

Barajlar ve göllerde kritik su kayıpları meydana geliyor. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerdeki baraj seviyeleri zaman zaman alarm verici boyutlara ulaşıyor. Tuz Gölü, Beyşehir Gölü ve Meke Gölü gibi doğal su kaynakları ise küçülme ya da tamamen kuruma tehdidi altında. Sapanca Gölü riskli su seviyesinden aşağıya doğru inmeye başladı. Tarımsal kuraklık da ülke genelinde önemli bir sorun teşkil ediyor; yetersiz yağışlar özellikle tarla bitkilerini etkileyerek verimde ciddi kayıplara neden oluyor ve çiftçilerin yaşam koşullarını zorlaştırıyor. Yeraltı sularının aşırı kullanımıyla bu kaynakların seviyeleri giderek azalmakta ve bu durum sadece su erişimini güçleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda yer çökmeleri (obruk oluşumları) gibi ciddi jeolojik sorunlara yol açıyor...

KURAKLIK RİSKİ NE ANLAMA GELİYOR?
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bu kuraklık eğilimi, tamamen çölleşme anlamına gelmese de ülkenin su stresi altına girebileceğini gösteriyor. Şu anda kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık bin 300 metreküp seviyesinde. Ancak nüfus artışı ve iklim değişikliğinin birleşik etkisiyle bu miktar giderek "su fakirliği" sınırı olarak kabul edilen bin metreküp düzeyine doğru yaklaşıyor...

Tehdit giderek artsa da alınabilecek bir dizi önlem mevcut…

Şöyle ki…

Su kayıplarının azaltılması…

Ülke genelinde şebeke suyundaki kayıpların yüzde 30-40 oranlarında seyrettiği belirtiliyor; bu oranın hızla azaltılması gerekiyor...

Geleneksel sulama tekniklerinden modern ve daha az su tüketen sistemlere geçiş yapılmalı. Özellikle damlama ve yağmurlama yöntemlerinin teşvik edilmesi, ayrıca daha az su gerektiren ürünlerin tarımıyla desteklenmeli...

Yağmur sularının etkin biçimde toplanması ve evsel atık suların arıtılarak sulama gibi alanlarda değerlendirilmesi önem taşıyor. Ormanlar, hem yağış döngüsünün devamlılığı hem de toprağın korunması için elzem. Dolayısıyla ormanlık alanların korunması ve genişletilmesi büyük bir öncelik olmalı...

Daha kısa duş alma veya su tasarrufu sağlayan günlük alışkanlıkların yaygınlaştırılması gibi bireysel önlemler giderek daha önemli hale geliyor...

Türkiye, iklim değişikliğiyle şekillenen bu tablo karşısında ciddi bir kuraklık riskiyle yüzleşiyor...

Ancak bu durum kader olarak görülmemeli. Sorunun çözümü için ulusal ölçekte etkili su yönetimi politikalarının hayata geçirilmesi, altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve yerel yönetimler ile bireylerin bilinçli şekilde hareket etmesi artık kaçınılmaz bir zorunluluktur…

Yoksa hayatımızın can damarı olan suyu mumla arasak bile bulamayız…

Haberiniz olsun…

Sağlıcakla kalın…

{ "vars": { "account": "G-0MLMEGBNK7" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }