Geldik gidiyoruz!.

Ben Ömer Yazıcı’yı gazeteciliğe başladığım 1980’li yılların sonuna doğru tanıdım. O zamanlar Türkiye Gazetesi’nin “çiçeği burnunda” bir muhabiriydim.Tabi bizim gazetecilik yaptığımız yıllarda kurumumuz muhabirlikten kalan boş zamanlarda bize başka işler d

Abone Ol

Ben Ömer Yazıcı’yı gazeteciliğe başladığım 1980’li yılların sonuna doğru tanıdım. O zamanlar Türkiye Gazetesi’nin “çiçeği burnunda” bir muhabiriydim.

Tabi bizim gazetecilik yaptığımız yıllarda kurumumuz muhabirlikten kalan boş zamanlarda bize başka işler de yaptırırdı.

Bu işlerin başında da Türkiye Gazetesi’nin takvim kapaklarına fotoğraf çekmek gibi bir görevimiz olurdu.

İşte o tarihlerde “un ticareti” ile uğraşan Ömer Yazıcı, Türkiye Gazetesi’nin takvimlerinden yüklü miktarda sipariş vermişti.

Ancak takvim kapağında her hangi bir manzara yerine kendi “un ticareti” yaptığı firmanın konmasını istemişti.

Bu görev de bana düşmüştü ve Ömer Yazıcı’nın, Kuyudibi Caddesi’ndeki işyerinin yolunu tutmuştum.

İşte benim her karşılaştığımda Ömer Ağabey dediğim Ömer Yazıcı ile tanışmamız bu vesile ile olmuştu…

O günden sonra Ömer Ağabey ile çok düzgün ve seviyeli dostluğumuz oldu. Zaman, zaman onunla birçok haber yaptım.

Daha sonra Adapazarı Belediye Meclis Üyeliği yaptığı dönemlerde de çeşitli konularda bir araya gelip kendisi ile ilgili haberlere imza attım.

Derken Sakaryaspor Kulüp Başkanı oldu ve onun için gerçekten sıkıntılı bir dönem başlamış oldu…

Aslında Ömer Ağabey pek hevesli olmasa da Sakaryaspor Kulüp Başkanlığı’ndan kaçamadı. Bir anda kendini Sakaryaspor Kulüp Başkanı buldu.

Tabi görev yaptığı süre içinde de iyi kötü Sakaryaspor’a hizmetleri oldu. Ancak birçok başkan gibi Sakaryaspor Ömer Ağabeyden çok şey aldı.

Her şeye rağmen, Sakaryaspor’da görev yaptığı süre içinde belki de kendini sevdiren ve en az eleştirilen isim oldu…

Hani bir laf vardır “kör ölür, badem gözlü olur” diye bu tam bizlere göre söylenmiş bir ifadedir.

Bir yakınımız hastalanıp yatağa düştüğünde uzaktan bir telefonla hal ve hatırını sorup geçiştiririz. Yanına gidip bir moral verme imkânı bir türlü bulamayız.

Ben bu anlamda birçok dostunun da Ömer Ağabeye bu anlamda vefasızlık edip zor günlerinde yanında olmadığını düşünüyorum…

Maalesef hayat böyle bir şey, sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi, bulunduğumuz makam ve mevkiler bir gün elimizden gitmeyecekmiş gibi düşünüyoruz.

Dünya lezzetlerine öyle dalıyoruz ki, en yakın arkadaşlarımızı, dostlarımızı sıkıntılarında ve hastalıklarında bile hatırlamıyoruz.

Onlara “vefa borcumuzun” sadece “musalla taşında” hakkımızı helal etmekten ibaret olduğunu sanıyoruz.

Heyhat, “geldik, gidiyoruz.” Aklımıza bile gelmese de bir gün o “musalla taşına” hepimizi koyacaklar. Allah Rahmet eylesin Ömer Ağabey. Mekânın Cennet olsun…

{ "vars": { "account": "G-0MLMEGBNK7" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }