Ekonomiye katkısı olmayan altın ve gayrimenkul revaçta

Abone Ol

Türkiye'de sıkça tartışılan bir konudur, yazımın başlığı. Özellikle ekonomistler, vatandaşların tasarruflarını ağırlıklı olarak altın (yastık altı) ve gayrimenkul (konut, arsa vb.) üzerinden değerlendirdiğini belirterek bunu "ekonomiye katkısı olmayan tasarruf" olarak nitelendiriyor...

Neden "Katkısı Olmayan" Deniyor?

Tasarrufun tanımı: Ekonomiye katkı sağlayan tasarruf, banka mevduatı gibi (borsa) finansal sisteme girerek kredi mekanizmasıyla üretime, yatırıma ve büyümeye dönüşen paradır. Bu sayede sermaye birikimi hızlanır, istihdam artar ve verimli yatırımlar yapılır...

Altın (özellikle yastık altı): Fiziki altın almak, genellikle ithalat anlamına gelir ve döviz çıkışına yol açar. Altın üretmez, kira veya temettü gibi gelir getirmez (non-productive/unproductive asset). Yastık altında tutulduğunda ekonomi için "ölü para"dır; likidite sağlamaz, kredi yaratmaz. Tahminlere göre Türkiye'de yastık altı altın 3.000 ton civarında (400-500 milyar dolar ve üzeri değer), toplam stok ise 4.000+ ton ve 500-760 milyar dolar seviyesinde. Bu servet atıl kalıyor ve enflasyonla mücadelede bile ters etki yaratabiliyor (servet etkisiyle tüketimi artırıyor)...

Gayrimenkul (konut vb.): Tamamen ölü yatırım sayılmıyor çünkü inşaat sektörü ve bağlı sanayileri (çimento, demir, mobilya vb.) harekete geçiriyor, istihdam yaratıyor. Ancak spekülatif (yatırım amaçlı) konut alımları, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde fiyat şişkinliğine, kaynakların verimsiz alanlara kaymasına ve üretken yatırımların (fabrika, teknoloji, ihracat) azalmasına yol açabiliyor. Kira getirisi düşük kaldığında (faizlerle karşılaştırıldığında) veya arz-talep dengesi bozulduğunda ekonomi için net katkı sınırlı kalıyor...

Kısacası...

Vatandaş güvenlik ve enflasyona karşı koruma arıyor (kültür, tarihsel güvensizlik nedeniyle). Ama makro açıdan bu tercihler, sermayenin üretken (productive) alanlara (sanayi, Ar-Ge, ihracat odaklı işler) gitmesini sınırlıyor. Altın ithalatı cari açığı kötüleştirirken, aşırı konut yatırımı kaynak israfına neden olabiliyor...

Gerçekçi bir bakış ise...

Altın: Kısa vadede enflasyon ve jeopolitik risklere karşı iyi koruma sağlar. TCMB araştırmalarına göre altın fiyatlarındaki yükseliş, altın birikimi yüksek illerde konut fiyatlarını bile yüzde 10-11 ekstra artırabiliyor (servet etkisi). Ama uzun vadede gelir üretmez ve Türkiye gibi net ithalatçı bir ülkede döviz maliyeti yüksek....

Gayrimenkul: Barınma ihtiyacı karşılar, bazı durumlarda kira getirisi olur ve inşaatı destekler. Ancak son yıllarda altın rallisi karşısında konutun altın bazında değeri eridiği dönemler oldu. Kira amortisman süreleri büyük şehirlerde çok uzun (150+ ay).

Ekonomik literatürde productive assets (hisse, kira getiren ticari mülk, işletme) ile non-productive (saf altın, spekülatif arazi) arasında ayrım yapılır. İlki zamanla bileşik getiri yaratırken, ikincisi çoğunlukla başkalarının daha yüksek fiyattan alacağı beklentisine dayanır...

Türkiye'deki durum (2026 İtibarıyla)

vatandaş anketlerinde hâlâ altın en önde (yüzde 48-50 civarı), ama gayrimenkul ilgiside onun peşinden artıyor. Yüksek faiz, pahalı kredi ve belirsizlik nedeniyle tasarruflar bu iki alana kayıyor. Hükümet ve TCMB zaman zaman yastık altı altını sisteme kazandırmak için (altın hesapları, swap vb.) çaba gösterse de kültürel alışkanlık güçlü...

Açıkçası...

Altın ve gayrimenkul kişisel açıdan mantıklı savunma araçları olabilir, özellikle enflasyonist ortamlarda. Ama ülke ekonomisi için ideal değil; çünkü tasarrufların bankalar aracılığıyla üretken yatırımlara (makine, teknoloji, girişim) yönelmesi büyümeyi hızlandırır. Sorun sadece vatandaş tercihi değil; güvenilir finansal ürünler, istikrarlı enflasyon ve hukuki güvenlik eksikliği de rol oynuyor...

Sağlıcakla kalın...

{ "vars": { "account": "G-0MLMEGBNK7" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }