GÜNCEL

Doç. Pınar, Türkiye’de Kadın Kimliğinin tarihsel sürecini anlattı

Doç Dr. Tuna Pınar, “1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, Türkiye’yi bu konuda birçok Avrupa ülkesinden daha ileri bir konuma taşımıştır” dedi.

Abone Ol

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Süleymaniye Kürsüsü etkinlikleri devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü konferans salonunda bu kez Doç. Dr. Işıl Tuna Pınar, “Türkiye’de Kadın Kimliğinin Tarihsel İnşası” konulu konferans verdi.

Türk Dünyası Vakfı sorumlularından Metin Köse’nin ardından söz alan Işıl Tuna Pınar, yansılarla desteklediği konuşmasında şu konulara değindi: “Türkiye’de kadın kimliği, tarihsel süreç içerisinde toplumsal dönüşümlerle birlikte yeniden şekillenen dinamik bir yapıdır. Osmanlı devletinin son döneminde başlayan modernleşme tartışmaları, kadınların eğitim, hukuk ve kamusal hayattaki konumları üzerine yoğunlaşmış; Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte bu tartışmalar köklü bir toplumsal dönüşüm programının parçası hâline gelmiştir.”

Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün modernleşme sürecinin temel unsurlarından biri olarak kadınların toplumsal hayata aktif katılımını gördüğünü anlatan Pınar, şunları söyledi: “Kadın haklarını Türkiye’nin çağdaşlaşma hedefinin önemli bir parçası olarak değerlendirdi. Bu çerçevede gerçekleştirilen hukuki ve kurumsal reformlar, Türkiye’de modern kadın kimliğinin inşasında belirleyici rol oynamıştır. 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile aile hukukunda köklü değişiklikler yapılmış, kadınlar sosyal hayatta erkeklerle eşit bireyler olarak tanımlanmıştır. Eğitim alanında yapılan reformlar kadınların toplumsal hayata daha geniş ölçüde katılmalarına imkân sağlamıştır.”

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı
Kadınların siyasal haklarının tanınmasının Cumhuriyet devrimlerinin en dikkat çekici adımlarından biri olduğunu anlatan Pınar, sözlerine şöyle devam etti: “1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkının yasayla verilmesi, Türkiye’yi bu konuda pek çok Avrupa ülkesinden daha ileri bir konuma taşımıştır. Böylece Türk kadını yalnızca toplumsal ve hukuki alanlarda değil, siyasal hayatta da aktif bir özne hâline gelmiştir.Bununla birlikte kadınların siyasal alanda örgütlenme çabaları Cumhuriyet’in ilanından hemen önce ortaya çıkmıştır. 1923 yılında Nezihe Muhiddin öncülüğünde kurulan Kadınlar Halk Fırkası, henüz kadınların siyasal hakları tanınmamış olmasına rağmen kadınların siyasal temsil taleplerini dile getiren önemli bir girişim olmuştur. Her ne kadar bu teşebbüs resmi olarak parti statüsü kazanamamış olsa da Türk Kadınlar Birliği’nin kurulmasına zemin hazırlamış, Türkiye’de kadın hareketinin kurumsallaşmasında önemli rol oynamıştır.”

Türkiye’de 1950 sonrasında yaşanan toplumsal dönüşümlerin kadın kimliğinin farklı toplumsal tecrübeler etrafında çeşitlenmesine yol açtığını anlatan Pınar, sözlerini şöyle tamamladı: “Kentleşme, eğitim seviyesinin yükselmesi ve toplumsal hareketlerin gelişmesi kadınların kamusal alandaki varlığını farklı biçimlerde görünür kılmıştır. Demokrasinin kırılma zamanlarında kadınlar erkekler kadar etkilenmiş ve zor zamanlar geçirmişlerdir. 1980’li yıllardan itibaren kadın hareketi daha çoğulcu bir karakter kazanırken, farklı toplumsal kesimlerden kadınların talepleri kamusal tartışmaların bir parçası hâline gelmiştir.Günümüzde Türkiye’de kadın kimliği, Cumhuriyet’in kurucu ideallerinden beslenen modernleşme tecrübesi ile farklı toplumsal ve kültürel deneyimlerin bir araya geldiği çok katmanlı bir yapı göstermektedir. Bu nedenle Türkiye’de kadın meselesi yalnızca hukuki kazanımlar çerçevesinde değil, aynı zamanda modernleşme süreci, toplumsal dönüşüm ve siyasal katılım bağlamında ele alınması gereken önemli bir tarihsel mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.” (medyadetay.com)

{ "vars": { "account": "G-0MLMEGBNK7" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }