banner128

Kürt sözcüğünün (Arapça çoğulu Akrâd) kaynaklarda ilk kez Arapların Azerbaycanı istilası esnasında geçtiği söylenebilir.

Z. V. Togan, VII’nci yüzyılda (yani 642’de) Azerbaycanı alan Arapların Balasagan kenti yöresindeki ahaliye Akrâd, yani Kürdler dediklerini yazar.[1]

 Arap tarihçisi Belazurî (Bağdat? 810?-892), “…Sîser ile çevresi, Kürtler ve başkalarının hayvanlarının otlaklarıydı (…)” der.[2] Belazurînin kaydından Kürtlerin hayvancılıkla geçindikleri anlaşılmaktadır.

İbnül Belhi (ölümü 934) Farsnamesinde “Ekrad-ı Farsın 5 topluluk olduğunu, her birinin 100 bin çadır olduğunu” kaydeder.[3] Çadır kelimesi Fars Akrâdının “göçebe” yaşadığını gösterir. Burada kastedilen de kavmi Kürtler değil, göçer halde yaşayan insanlardır.

Kayıtlardan anlaşıldığına göre Akrâd “Kürdler” sözcüğü “hayvan sürülerine malik göçebeler” anlamında kullanılmıştır; başka deyişle milliyeti değil bir yaşam tarzını gösterir. Araplar aynı mantıkla Horasandaki Halaç Türklerine de Akrâd, yani “göçebe” demişlerdir.[4]

Akrâd ~ Ekrâd sözcüğü “göçebe” manasında Osmanlı kaynaklarında da kullanılmıştır. Söz gelimi Paşa (Edirne) sancağının Yenice-i Karasu ve Gümülcine kazalarında konup geçen Şeyhmusanlı cemaati, “Ekrâd taifesinden” biçiminde kaydedilmiştir.[5] Kastedilen cemaatin konup göçerek yaşamasıdır.

Sıvas sancağının Zile kazasında konup göçen Zehranlu cemaati, belgelerde “konar göçer Türkmân Ekrâdı taifesinden” gösterilmiştir.[6] Kastedilen Türkmen cemaatinin Kürtler gibi “konar göçer yaşama” tarzıdır.

Malatya, Maraş, Bozok, Biga, Karahisar-ı Şarkî (Şebinkarahisar), Halep sancakları; Ordu, Kırkkilise (Kırklareli), Gümülcine kazalarında yaşayan Osmanlu veya Çanakçı cemaati, “konar göçer Türkmân Ekrâdı taifesinden”dir.[7] Amaçlanan Türkmen olan cemaatin “göçebe yaşam tarzı”dır.

Bugün bile Kayseri’nin Bünyan, Pınarbaşı, Çiftlik yörelerinde yaşayan Türk-Afşar aşireti mensupları sorulunca “Afşarın Kürdüyüz” derler.[8] Bununla “Afşarın göçebesi” olduklarını anlatmak isterler. Şerefnamede geçen Kürt Döğer boyu da[9], “göçebe Döğer”dir (Örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat sözü uzatmamak için kesiyoruz. Daha fazla bilgi için şu yazımız okunabilir).[10]

1. Kürtlerin tasnifi

Kürtleri genelde 4 gruba ayırırlar: 1. Gûran, Zaza, Dünbülî 2. Kürt, Kurmanç. 3. Kalhur, Baban, Soran  4. Bahtiyari, Lur, Filî, Lek.

Zazalar kendilerine Kird, Kürtler kendilerine Kurmanç derler. Aslında her kavmi kendi adlandırmasıyla anmak daha doğrudur.

2. Kürdistan adı

Kürdistan coğrafya adı ilkin Büyük Selçüklü sultanı Sancar (1086-1157)’ın devrinde ortaya çıkmıştır. Bugün Kürdistan diye bilinen toprakların büyük ve önemli bölümünün yaklaşık bin yıldır Türk devletleri tarafından idare edildikleri ve Türkler tarafından iskân edildiği bilinmektedir. Büyük Selçuklu imparatorluğundan sonra bölgeye sırasıyla bazı Türk beylikleri, Anadolu Selçukluları, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve nihayet Osmanlı devletleri egemen olmuşlardır.

Bu meyanda şunu belirtmekte yarar vardır: Oğuzların Anadolu’ya ilk akınları 1014 tarihinde vuku bulmuştur.

3. Doğu Anadolu, Irak ve Suriye’de Türk devlet ve beylikleri

Sözünü ettiğimiz coğrafyalarda ortaya çıkan beylik ve atabeylikler hakkında daha önceki yazılarımızda bilgi vermiştik.[11] Tekrar etmek istememekle birlikte yine de kısa bilgi vermeyi gerekli bulduk (İranı şimdilik dışarıda bırakıyoruz).

1. Danişmendliler (1071-1178). Danişmend Gazi tarafından kuruldu. Malatya, Sıvas, Tokat, Niksar, Amasya, Yozgat, Elbistanda egemen oldu. 1244-45’te yazılan Danişmendname, Danişmend Gazinin savaşlarını konu edinir.

2. Mengücüklüler (1072-1277). Mengücük tarafından kuruldu. Erzincan, Kemah, Divriğide hüküm sürdü. Alp, kutluğ, tuğrul, tigin unvanlarını kullandılar. Ünlü Divriği Ulucamisi (1228-29) Mengücüklerden kalmadır. Türkçe Mengücük “ebedicik” demektir.

3. Saltuklular (1072-1202). Emir Saltuk tarafından, Erzurum ve yöresinde kuruldu. Tercandan Tahir gediğine kadar genişledi. Beylik Bayburt, Avnik (Güzelhisar), Micingird, İspir, Oltuyu denetledi. Saltuklu şehzadesi Melikşah, Gürcü kıraliçesi Tamarayla evlendi. Beylik bir ara Mama Hatuna geçti (1191-1200). Türkçe Saltuk “bağımsız, hür, özgür, tek başına”dır.

4. Dilmaç oğulları (1085-1394). Dilmaç oğlu Mehmed bey tarafından kuruldu. Bitlis ve Erzen (Siirtin Kurtalan ilçesine bağlı Yanarsu)’de hakim olmuştur. Türkçe dilmaç “tercüman; elçi”dir. Almanca dolmetscher Türkçenin dilmaç sözüdür.

5. İnal oğulları (1098-1183). Diyarbakır yöresinde kurulmuş bir Türk beyliğidir. İnal Türkmen adında bir Türk sübaşı (kumandan)’sı tarafından kurulmuştur. İnal, Türkçe inanmak eyleminden yapılan bir Türk unvanıdır. Kaşgarlıda geçer.[12]

6. Sökmenliler (Ermenliler, Ahlatşahlar; 1100-1207). Emir Sökmen tarafından kuruldu. Malazgirt, Erciş, Ahlat, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Bitlis, Muş, Hani, Meyyafarikin (Silvan), Bargiri (Muradiye)’ye, hatta Karsa egemen oldular. Bir çok sanatkâr (mimar, kimyacı) yetiştirdiler. O kadar ki Ahlat “kubbetül İslam” olarak anıldı.

Kaşgarlıda sökmen “yiğitlere verilen ungun”, yani “unvan”dır.[13]

7. Artuk oğulları (1102-1408). Artukoğulları Diyarbakır ve çevresinde kurulan bir Türk beyliğidir. Kurucusu Oğuzların Döğer boyuna mensup Eksük oğlu Artukun oğlu Muiniddin Sökmendir. Artuklular alp, alpı, inanç, kutluk gibi Türkçe unvanlar kullandılar. Mimaride üstün başarılar gösterdiler. Bir çok Ulucami, bu arada ünlü Malabadi (1147) köprüsü onların eseridir.

Türkçe artuk “fazla, ziyade”dir.[14] M. F. Kırzıoğlu 9 ay 10 günden sonra doğan çocuklara Artuk, 9 ay 10 günden önce doğan çocuklara Eksük adının verildiğini yazar.[15]

8. Begteginliler yahut Erbil atabeyliği (1146-1233). Kurucusu Begtegin (Beytekin) oğlu Zeynüddin Ali Küçüktür. Zeynüddin Ali Küçük Hakkari, Harran, Sincar, Şehrizor, el Hamidiyeye egemen olmuştur. 1167’de merkezini Erbile taşımıştır.

1190-1232 arasında atabey olan Muzafferüddin Gökbörü (doğumu 1154), Filistin ve Suriyenin haçlılardan kurtarılmasında önemli rol oynamış, Urfayı haçlılardan geri almıştır. Selahattin Eyyubinin bacısı Rabia hatunla evlenen Gökbörünün çocuğu olmamıştır.

9. Aksungur oğulları yahut Zengiler devleti (1127-1221)’nin kurucusu Aksungur oğlu İmadeddin Zengi, Oğuzların Afşar boyundandır. Beylik Sincar, Habur, Nusaybin, Harran ve Halep, Hamaya hakim olmuştur. 1144’te Urfa haçlı kontluğunu fethetmiştir. Aksungur oğlu İmadeddin Zengi, Musulun kuzeyindeki İmadiye kentini kurmuş ve kente adını vermiştir. Kaşgarlıda soñkur “sonkur kuşu, yırtıcı kuşlardan biri”dir.[16]

10. Musul atabeyliği (1221-1259). Bedreddin Lülü tarafından kurulmuştur. 1259’da Moğallar tarafından ortadan kaldırılmıştır.

11. Halep atabeyliği (1146-1183). Aksungur oğlu İmadeddin Zengi’nin ikinci oğlu Nurettin Mahmut Zengi tarafından kurulmuştur. 1181’de Musul Zengi devletine katılmıştır.

12. Tuğtekinliler (Böriler, Şam atabeyliği; 1128-1154). Şam valisi Emir Zahireddin Tuğtekin’in ölümünden sonra oğlu Böri tarafından kurulmuştur. Haçlılarla ve batınilerle savaşmıştır.

13. Kölemenler (Memlükler) devleti (1250-1517)’nin resmi adı Devletit Türkiye, yani Türkiye devletidir (Devletit Türkiye, Eyyubiler için de kullanılmıştır, çünkü askerlerin büyük kısmı Türktü). Türkmen kumandanı Aybek, Eyyubi devletine son vererek yeni bir devlet kurmuştur. Aybekten sonra yerine Kutuz (Türkçe anlamı “saldırgan, saldıran”) geçti ve 1260’da Moğalları Filistindeki Ayn Calut savaşında yendi. Bu zafer Moğalları durdurdu. Sultan Baybars (Türkçe anlamı “saygı gören pars”; 1260-1277) Moğalları tekrar yendi. 1260’da Moğallar tarafından öldürülen Abbasi halifesinin oğlunu halife ilan etti. Devlet Yavuz Sultan Selim tarafından ortadan kaldırıldı.

14. Eretna oğulları (1335-1381). Uygur Türkü Eretna tarafından kurulmuştur. Orta ve Doğu Anadoluda egemendi. Önce Sıvas, sonra Kayseri başkent oldu. İyi yönetiminden ötürü Köse peygamber olarak tanındı. 1352’de öldü. Mimaride Selçüklülerden ayrı, özgün bir üslup geliştirdiler. Bunların arasında özellikle kümbetler dikkati çeker. Eretna “inci” demektir.

15. Dulkadır oğulları beyliği (1339-1522)’nin kurucusu Zeyneddin Karaca Beydir. Elbistan ve Maraşta hüküm sürmüştür. Askerleri Bozok ve Ağaçerilerden oluşmuştu. Darende ve Gaban (Geben) kalesine hakim oldular. Hacıbektaştaki Balım Sultan kümbeti onların yapıtıdır.

16. Ramazan oğulları (1352-1608). Kurucusu Oğuzların Üçok koluna bağlı Yüreğir boyundan Ramazan Beydir. Tarsus, Sis, Payas da beyliğe dahildi. Beylik 1608’e kadar devam etmiş, sonra doğrudan İstanbuldan yönetilmeye başlanmıştır.

17. Akkoyunlular (1403-1508), Bayındır, Bayat, Çepni, Döğerlerden oluşan bir boy birliğiydi. Kara Yülük Osman Bey tarafından Diyarbakırda kuruldu. Doğu Anadolu, Mezopotamya, Arap Irağı, İran Akkoyunlu hakimiyetine girdi. En tanınmış siması Uzun Hasandır. 1473’te Otlukbelinde Osmanlılara yenilince devletin sıklet merkezi İrana kaymış, Tebriz başkent olmuştur. Şah İsmail tarafından ortadan kaldırılmıştır (1508). Akkoyunlulardan kalan önemli bir kültür öğesi koç başlı mezar taşlarıdır.

18. Karakoyunlular (1380-1468). Oğuzların Yıva boyundan Bayram Hoca tarafından kurulmuştur. Doğu Anadolu, Irak ve Azerbaycanda hüküm süren bir Türk devletidir. Devlet 1468’de Uzun Hasanca ortadan kaldırıldı. Tebrizdeki Gökmesçit (1465), Karakoyunlu eseridir.

19. Otmanlı (Osmanlı) devleti, 1514’teki Çaldıran savaşından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadoluyu, Suriyeyi topraklarına katmış, Kanuni Sultan Süleyman çağında Irak ve Bağdat Osmanlı topraklarına birleştirilmiştir.

4. Karşılıklı etkileşme

Görüldüğü üzere Doğu Anadolu, Suriye, Irak coğrafyası Anadoluya ilk Oğuz akınlarının başladığı 1014’ten itibaren Türk boyları ve devletleriyle haşır neşir olmuş, adeta Türk boy ve oymaklarıyla yoğrulmuştur. Yani bu topraklarda 20’den fazla Türk devlet ve beyliğinin kurulması yahut egemen olması çok doğaldır.

Kürtler o çağlarda daha ziyade Irak-İran dağlarında yaşıyorlardı. Gitgide çoğalarak, yayılarak, kuzeye kayarak bugünkü coğrafi bölgelere yerleşmişlerdir. Bu süreçte bir çok Türk ve Kürt aşireti, topluluğu birbirine karışmış, bir çok Kürt Türkleşmiş, bir çok Türk de Kürtleşmiştir. Bu kadar Türk devletinin kurulduğu, bu kadar Türk boyunun yerleştiği bu bölgelerde şimdi niçin Kürtler de önemli bir kitle oluşturuyor? İmdi bu sorunun yanıtını arayalım.

5. Türkler neden Kürtleşti?

Sosyal, kültürel, idari teşkilat ve devletçilik bakımından Türklerin Kürtlerden daha ileri olduğu söz götürmez. Kültür ve uygarlıkça ileri toplumların daha geride olan toplumları asimile ettiği bir gerçektir. Bu, doğal bir olgudur. O halde neden tersi olmuş, günümüzde dahi sosyolojik açıdan ulus oluşumunu tamamlayamamış olan Kürtler Türkleşmemiş de, Türkler Kürtleşmiştir?

Sorunun yanıtı o kadar zor değildir. Bunun bir çok nedeni varsa da en önemli nedeni Kürtlerin birden çok kadınla evlenmesidir.

Bildiğimiz gibi Kürtler tarih boyunca dağlık bölgelerde kapalı ekonomi sistemi içerisinde yaşamış, genellikle hayvancılık ve tarımla uğraşmışlardır. Kapalı toplum kendi kendine yetmeye çalışan toplumdur. Bir toplum hem dışa kapalı olursa, hem hayvancılık ve tarımla uğraşırsa aşırı nüfusa gereksinim duyar. Nüfus gereksinimi ancak çok karılı evlilik ve çok çocukla karşılanabilir. Örneğin dört karıyla evlenilip, her karıdan ortalama 7’şer çocuk doğarsa (hayatta kalan çocuk sayısı) gelin, damat ve onların çocuklarıyla neredeyse bir aşiret meydana gelir. Büyüyen aşiret güçlenmek ve yayılmak zorundadır. Çünkü eldeki toprak ve mera kendisine yetmez. Buna dağlı olmanın verdiği vurucu-kırıcı özellik de ilave edilirse, Kürt yayılmacılığının ana dinamiği ortaya çıkar (Kürt öbekleri arasında dil farklılıklarının çok güçlü oluşu da kapalı iktisadi ve kapalı sosyal sistemin getirdiği temas azlığıdır).

Fazla nüfus bir de savunma amacıyla gerekir. Yeni otlaklar elde etmek, yeni tarım alanları açmak, komşu aşiretlerle anlaşmazlık ve çatışmaları da beraberinde getirir. Eğer fazla nüfusunuz olursa komşu aşiret üzerinde üstünlük kurarsınız. Dolayısıyla fazla nüfus ihtiyacının bir nedeni de savunma, korunma arzusudur.

Feodal sistemde güçlü olmanın psikolojik etkisi de vardır. Güçlü olmak çok nüfus ve baylıkla (zenginlikle) ortaya çıkar. Bir aşiret güçlü olduğunu ancak çok nüfus ve baylıkla kanıtlayabilir. Özetle sosyoloji kanunlarına ters gibi görünse de Türklerin Kürtleşmesinin ana sebebi çok karılı evlilik ve onun getirdiği nüfus baskısıdır.

Bugün Türkçe olmakla birlikte Türkçede az kullanılan ve fakat türlü Kürt öbeklerinde yaşayan kalın “başlık”, kal “yaşlı”, welat “elat, yurt”, ışkın “ekşi bir bitki”, bilir (Çince tıranskıripsiyonu bi-li, r yazılmaz) “Hun Türklerinde kullanılan nefesli bir müzik aleti”, ayrıca ördek, hanım, hatın “ördek, hanım, hatun” ve benzeri bir çok öz Türkçe sözcük, Kürtlerin arasında ne denli çok Türkün eridiğini göstermesi açısından anlamlıdır.

Yeri gelmişken Arapların din, Farsların din (mezhep) ve edebiyat, Yunanlıların din (mezhep), kültür ve diplomasi, İngilizlerin bilim, kültür ve diplomasi, Fransızların bilim, kültür ve sanat, Almanların bilim, güç ve iş disiplini, Rusların güç ve diplomasi, Çinlilerin kültür, diplomasi ve nüfus, Türklerin güç, örgütçülük, iyi yönetim ve kültür yoluyla yayıldıklarını vurgulamak gerekir (Bir Kürt ata sözü “Türkün zulmü Arabın adaletinden iyidir” der).[17]

6. Ortak bir değer: Selahattin Eyyubi (1137-38 / 1193)

Bu noktada Türk, Kürt ve İslam tarihini ilgilendiren Selahattin Eyyubiden biraz bahsetmek gerekir.

Selahattin, Kuzey Azerbaycan’ın Divin kentinden Irağa gelen bir aileye mensuptur.[18] Babası Necmettin Eyüp, annesi Selçukluların Harim emiri Şehabettin Mahmut ibn Tokuşun bacısıdır, yani Türktür. Kardeşlerinin ikisinin adı olan Tacülmülk Böri, Seyfulislam Tuğtekin annesinin Türk olduğunu gösteren iki ayrı kanıttır.

Baba sülalesinin Kürt olduğu kabul edilir. Türk olduğunu söyleyen yerli ve yabancı kaynaklar da vardır. Yemendeki Revvadi Araplarından olduğu da yazılmıştır. Z. V. Togan Kürtleşen, sonra Türkleşen Araplardan olduğu görüşünü destekler.

Musuldaki Zengi hanedanının kurucusu olan Aksungur oğlu İmadeddin Zengi, Selahattinin babası Necmettin Eyübe Tikriti ikta olarak verdi. Selahattin 1137-38’de Tikritte doğdu. Amcası Şirkuh, İmadeddin Zenginin hizmetine girdi. Babası Necmettin, Halep atabeyi Nurettin Mahmut Zengi tarafından Lübnan’daki Baalbek valiliğine atandı. Her iki kardeş Nurettin Mahmudun Şamı almasında yararlık gösterdi. Necmettin Şam valiliğine atandı, Şirkuha da Humus dirlik olarak verildi. Nurettin bir miktar askerle Şirkuhu haçlılarla savaşta yardımcı olması için Mısıra gönderdi. Şirkuh hakimiyeti ele aldı, 1169’da öldü. Yeğeni Selahattin Fatimi halifesinin veziri oldu. Dimyatta haçlı donanmasını püskürttü, Gazze ve Ayla kentlerini haçlılardan geri aldı (1170). Halife Adit (Azit) 1171’de ölünce iktidarı ele geçirdi ve Eyyubi sülalesini kurdu.

Selahattin Eyyubi 1174’te ölen Halep atabeyi Nurettin Mahmut Zenginin varisi olduğunu iddia etti ve Nurettin Mahmudun dul eşi İsmetüddin Emine Hatunla evlendi. Nurettin Zenginin varisi olarak Suriyeyi aldı. Musul ve Halebi Zengilere bıraktı (1176). Anadolu Selçüklü sultanı II. Kılıç Arslan ile haçlılara karşı bir dostluk antlaşması yaptı (1180). Halebi ele geçirdi (1183). Musulu iki kere kuşattı, fakat alamadı (1186). 1187’de anlaşmayı bozan haçlıları Hıttinde yendi ve bir çok haçlı kentini ele geçirdi. 1099’dan beri haçlıların elinde olan Kudüsü fethetti. Mescid-i Aksayı yeniden ibadete açtı. Sur, Trablusşam, Antakya haricinde tüm şehirleri aldı (1188). Bu fetihler üzerine düzenlenen 3. haçlı seferi başarısız oldu (1189-92). Selahattin 1193’te Şam’da öldü.

Selahattinin askerlerinin ve komutanlarının önemli bir kısmı Türktü.[19]

6.1. Selahattin ailesinin ve Selahattinin Türklerle kurduğu akrabalıklar

Selahattinin anne tarafından Şehabettin Mahmut ibn Tokuşun bacısı olduğunu, kardeşlerinden ikisinin adının Tacülmülk Böri ve Seyfülislam Tuğtekin olduğunu söylemiştik. Türkçede tokuş “vuruş, kırış; savaş”, böri “kurt”, tuğ “bayrak”, tekin “prenslere verilen unvan”dır.

Yine yukarıda Selahattinin Aksungur oğlu İmadeddin Zenginin oğlu, Halep atabeyi Nurettin Mahmut Zenginin dul karısı İsmetüddin Emine Hatunla evlendiğini belirtmiştik. İsmetüddin Hatun, Muinüddin Unurun kızıdır. Unur, Şamda atabeylik kuran Böriler sülalesindendir. Kutadgu Biligde unur “insan, kudretli insan”dır.[20]

Selahattin Eyyubinin bacısı Rabia Hatun, Selahattinin Türk hanımı İsmetüddin Emine hatunun kardeşi Sadettin Mesutla evlenmiştir (değişik = berdel). Sadettin Mesudun ölümünden sonra yine Türk olan Erbil atabeyi Muzafferiddün Gökbörüyle evlenmiş, Gökbörüden çocuğu olmamıştır. Gökbörü Türkçede “bozkurt” anlamındadır.

Selahattinin diğer bacısı Sittülşam Zümrüt hatunun ilk kocası da bir Türktür. Bu hatunun Türk olan ilk kocasından olan oğlunun adı kaynaklarda Hüsamettin Muhammet bin Umar bin Laçın olarak geçer. Yani Laçın oğlu Umar oğlu Hüsamettin Muhammet. Laçın Türklerde “doğan” cinsinden bir kuşun adıdır. Eski Uygur Türkçesinde geçer. Umar ise ummak eyleminin geniş zaman biçimidir. Geniş zamanla yapılan adlar Türklerde pek çoktur. Sancar “vurur, saplar; yener” gibi.

Sittülşam Zümrüt Hatun, Türk olan ilk kocasının ölümünden sonra Selahattinin amcası Şirkuhun oğlu Nasrettin Muhammetle evlenmiştir.

Görüldüğü üzere Selahattin Eyyubi akrabalık ilişkileri bakımından adeta Türk-Kürt akrabalığının ve kardeşliğinin somut bir timsalidir.

7. Öteki ortak değerler

Selahattin Eyyubi’nin kişiliğinde sembolleşen, anıtlaşan Türk-Kürt kardeşliği Şeref Han, Ziya Gökalp, Nurslu Said ve Arvasilerin söylem ve hareketleriyle daha da güçlenmiş ve devam etmiştir.

Şeref Han (1543-1604)’ın annesi Muslu (“mutlu” demektir) Türk oymağından Kayıtmış “dönmüş, geri gelmiş” beyin kızıdır ve bildiğimiz gibi Kürtleri Oğuz Hana ve Oğuz boylarına bağlamıştır.

Ziya Gökalp (1876-1924) hiç yüksünmeden Türk milliyetçiliğinin ideloğu olmuş ve şöyle demiştir: “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir; Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir.”[21]

Nurslu Said, kendisini isyana davet eden Şeyh Saide şu yanıtı vermiştir: “Türk milleti asırlardan beri İslâmiyete hizmet etmiş ve çok veliler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılınç çekilmez, siz de çekmeyiniz. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. (…)”[22]

Büyük alim Abdülhakim Arvasi (Üçışık soyadını almıştır) 1860 veya 1865’te Van-Başkalede doğmuş, 1943’te Ankarada ölmüş, Bağlum köyüne gömülmüştür. Abdülhakim Arvasi, Osmanlınan son döneminde müritleriyle birlikte Suriye üzerinden Arabistana gittiğinde, oranın ileri gelenleri kendisine medrese yapacaklarını, her olanağı sağlayacaklarını taahhüt ederek Arabistan’da kalmasını isterler. “Osmanlı zaten öldü, Türk diye bir şey kalmamıştır” derler. Abdülhakim Arvasi hiddetlenip şu cevabı verir: “Bin yıl İslâmın hizmetkârlığını yapmış Türk milletinden dünyada bir tek Türk kalsa ben o Türk olurum. İki Türk kalsa ben ikincisi olurum. (…).[23]

Aynı sülaleden gazeteci, yazar, eğitimci Seyit Ahmet Arvasi (1932’de Ağrı-Doğubeyazıtta doğmuş, 1988’de İstanbulda ölmüştür) şöyle der: “Afrikada bir kabileye mensup olsaydım, yine Türk milliyetçisi olurdum.”

8. Sonuç

Bugünkü noktada çözüm Türk-Kürt kardeşliğidir. Türk ile Kürt arasındaki fark t harfinin Türk’te başta, Kürt’te sonda bulunmasından daha fazla değildir (Merhum Turhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesinde bu görüşü dile getiren bir karikatür çizmişti. Kesip sakladığımız bu karikatürü koyduğumuz kitapların arasında bulamadık, bulsaydık bu yazıyla birlikte yayımlayacaktık).

Türkler ve Kürtler ileri derecede iç içe geçmiş iki toplumdur. Birbirleriyle evlenmiş, aile kurmuş, çoluk çocuk sahibi olmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Kürt vatandaşlarımızdan binlerce öğretmen, doktor, mimar, mühendis, teknisyen, bürokrat yetiştirmiş, en ücra köylere kadar yol, su, elektrik, sağlık ocağı (evi) götürmüştür.

Ol nedenle Türklerle Kürtlerin yer yüzünün üstünde, gök kubbenin altında birlik, beraberlik içerisinde, kardeşçe, dostça, arkadaşça yaşamaktan başka çareleri yoktur. Etle tırnak gibidirler. Yukarıda Kürt büyüklerinin dediklerine değer verelim. Başkalarının oyunlarına, kışkırtmalarına alet olmayalım. Geçmişte beraberdik, gelecekte de beraber olalım.

_______________________________________

[1] A. Zeki Velidi Togan, “Azerbaycan”, İA, 2. c. 98. s.

[2] el Belâzurî, Fütûhül Büldân, çev. Mustafa Fayda, KB y., Ankara 1987, 444, 476, 554, 564. s.

[3] Abdülhalık Bakır, Ortaçağ Tarih ve Medeniyetine Dair Çeviriler, “İbnül Belhi, Farsname”, Ankara 2008, 144. s.

[4] A. Zeki Velidi Togan, “Azerbaycan”, İA, 2. c. 98. s.

[5] Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, Tercüman y., İstanbul 1975, 703. s.

[6] Türkay, 785. s.

[7] Türkay, 616. s.

[8] 15 Temmuz 2008 günü Vanlı avukat sayın Reşit Şaşihüseyinoğlundan aldığımız şifahi bilgilerdir.

[9] Mehmet Eröz, Doğu Anadolu Hakkında Sosyo - Kültürel Bir Araştırma, Ankara, tarih yok, 1970’li yılların ortaları, 15. s.

[10] Yusuf Gedikli, “Türk kültürünün Kürt kültürüne tesirleri : Kırmanç ve Lur Kürtlerinde misafire koyun başı ikramı ve diğerleri”, Mehmet Eröz Armağanı, Ötüken n., İstanbul 2011, 240-251. s.

[11] Yusuf Gedikli; “Doğu Anadolu, Irak ve Suriyede kurulan Türk devlet ve beylikleri”, Yesevi, Aralık 2014, 252. sayı, 18-19. s. Sonraki sayıda da devam etmiştir.

[12] Divanü Lügatit Türk Dizini, TDK y., Ankara 1972, 47. s.

[13] Divanü Lügatit Türk Dizini, 106. s.

[14] Divanü Lügatit Türk Dizini, 11. s.

[15] M. Fahrettin Kırzıoğlu, Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, 160. s.

[16] Divanü Lügatit Türk Dizini, 105. s.

[17] Hüseyin Deniz, Gotné Péşye Kurda (Kürt ata sözleri), Kaynak y., İstanbul tarihsiz, tahminen 1990 başları, 72. s.

[18] Divin, Erivan’ın 35 kilometre güneyinde IV-XIII. yüzyıllara ait bir kenttir. IV. yüzyılın 30’lu yıllarında Arşaki hükümdarlarının, 428 yılından sonra Sasani merzban (sınır muhafızı)’larının, 640 yılından sonra Arap emirlerinin ikametgâhıydı. 1236 yılında Moğallar tarafından dağıtılmıştır. Kazılarda bir çok arkelojik kalıntı ele geçmiştir (Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi, 3. c.,  354. s., “Dvin”).

[19] “Selahattin Eyyubi”, Büyük Larousse, 17. c., 10299. s. vd.

[20] Reşid Rahmeti Arat, Kutadgu Bilig III - İndeks, haz.lar Kemal Eraslan - Osman F. Sertkaya - Nuri Yüce, TKAE y., İstanbul 1979, 496. s. / Emek Üşenmez, Karahanlı Türkçesi Sözlüğü, Yalın y., İstanbul 2009, 283. s.

[21] Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Sosyal y., İstanbul 1992, 118. s.

[22] Abdullah Yeğin - Abdülkadir Badıllı - Hekimoğlu İsmail - İlham Çalım, Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lügat, Türdav, İstanbul 1995, 844. s.

[23] Hüdâvendigâr Onur, Asrın Yesevisi S. Ahmet Arvasi, Biyografi.net y., İstanbul 2003, 167. s.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.