banner128

Türkiye’de son yıllarda tartışılan konulardan biri de Sarı Gelin türküsüdür. Türkünün Ermenilere ait olduğu, Ermeniceden aktarıldığı seslendirilmiştir.

Acaba bu konuda gerçekler nelerdir? İnsanı genelde kumral ve esmer olan Kafkasyada sarı gelinler ne zaman ve nasıl meydana çıkmışlardır? Amacımız bu hususlara ışık tutmaktır.

1. Türkünün temelleri XII. yüzyıla kadar iner

Türkiyede okur yazar çok olmadığı için ne yazılanlar okunuyor, ne de okuyanlar yazıyor! Biraz okunsa, biraz da yazılsa türkünün XII. yüzyıla indiği anlaşılacaktır.

XI. yüzyıl ortalarına doğru İrtiş ırmağının batısından bir Türk kavmi, doğu komşuları Kıtayların baskısı üzerine yerinden oynar ve Doğu Avrupaya akın eder. Bu kavmin adı Kuman yahut Kıpçaktır. Ancak 1054’te onlarla ilk kez karşılaşan Ruslar onlara ne Kuman, ne de Kıpçak derler; Polovets, yani “sarışın” adını verirler. Çünkü bütün kaynaklar bu Türk halkının “sarışın, boylu boslu, yakışıklı delikanlılara ve sarışın, selvi boylu, güzel kızlar”a sahip olduğunu yazar. Bu Türk halkı Tunaya kadar yayılır. Öyle ki XI-XIII. asırlar arası İrtişten Tunaya kadar olan bölgeler İslam kaynaklarında Deşt-i Kıpçak “Kıpçak bozkırı” olarak anılır. Moğallar 1236’da bu halkın bölgesel siyasi hakimiyetine son verseler de Kuman-Kıpçakların yöresel etkileri XV. yüzyıla değin sürmüştür.

Rusların Polovets “sarışın” dediği bu Türk halkına başka halklar da sarışın anlamında adlar verdiler. Örneğin Almanlar Falben (Valwen), Latinler Pallidi, Ermeniler Hartes dediler. Bunların hepsinin anlamı “sarı, sarışın”dır.

Ünlü Macar bilgini László Rásonyi (1899-1984), beş devletin tarihinde Kuman-Kıpçakların çok önemli rol oynadıklarını belirtir. Bunlar Macaristan, Bulgaristan, Rumanya, Rusya ve Gürcüstandır.[1] Bunlara Mısırı da ekleyebiliriz.

Biz bunlardan ilk dördünü ve Mısırı konu dışında bırakıp Gürcüstandakilerden söz edeceğiz.

2. Gürcüstandaki Kuman-Kıpçaklar

Kuman-Kıpçakların purofesyonel asker olarak rol aldıkları ülkelerden biri de Gürcüstandır. Gürcü kıralı 4. David (1071-1125, egemenlik süresi 1089-1125, bayındırlık eserleri yaptığı için Kurucu David de denir), 1118-20 arasında 45 bin süvari çıkaran 225 bin Kıpçak Türkünü Don-Kuban bölgesinden Gürcüstana davet etti. Kıpçak başbuğu Etrek 40 bin atlıyla Gürcü kıralı Davidin hizmetine girdi ve kızını da Davitle evlendirdi. Kıral David 1121’de Didgori zaferiyle Tiflisi Türklerden alıp Gürcü kırallığının başkenti yaptı. Tiflis o zamana değin müslüman Türklerin elindeydi. David zamanında gelen Kıpçaklara Eski Kıpçaklar denir.

Davidin ölümünden sonra 1184-1207 (Büyük Larousse “Tamara ya da Tamar” maddesinde 1184-1213 yazar) arasında tahtta bulunan kıraliçe Tamara Kıpçaklardan azami ölçüde yararlandı. Bu devirde gelen Kıpçaklara Yeni Kıpçaklar denir. Her iki Kıpçak topluluğu bütün Gürcüstana, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadoluya dağıldı. Özellikle ülkenin doğu kesiminde oturdular. Gürcü kaynakları XI-XII. asırlarda bu bölgeye Didi Türkoba “Büyük Türk obası” diyorlardı. Bugünkü Borçalı Türkleri bu Kıpçakların torunlarıdır.[2]

Rásonyi, kıraliçe Tamaranın damarlarında Kıpçak kanı olduğunu yazar.[3]

Kırzıoğlu Derbend yoluyla gelen Kıpçakların müslüman, Daryal yoluyla gelen Kıpçakların hıristiyan olduğunu yazar.[4] Dolayısıyla Gürcüstana yerleşen Kıpçaklar ortodoks hıristiyan olmuşlardır. Hatta bunların bir kısmı Gıregoryen Ermeniliği kabul etmişlerdir.

 

3. Şeyh Senan efsanesi

Rásonyi gerek doğu, gerekse Macar kaynaklarının Kuman-Kıpçak kızlarının güzelliklerini övdüğünü belirtir.[5]

Gürcüstandaki hıristiyan Kuman kızlarının güzellikleriyle ilgili bir efsane daha XII. yüzyılda teşekkül etmişti. Şeyh Sen’an adında bir müslüman şeyhi, tutulduğu hıristiyan kızı için hıristiyan olmuş, domuz çobanlığı dahi yapmıştı. Bu öykünün benzerini İmam Gazali, Feridüddin Attar, Ali Şir Nevai de konu edinmiştir.[6] (Tabi şeyh sonunda tekrar müslümanlığa döner). Bu öykülerin asıl gayesi hıristiyanları İslamlaştırmaktır. Kafkasyada söz konusu olansa hıristiyan Kuman-Kıpçak Türklerini İslama kazandırmaktı.

Nahçıvan doğumlu Azerbaycanlı şair Hüseyin Cavid Rasizade, halk arasındaki bu efsaneyi manzum olarak tiyatrolaştırmıştır. 1914’te yazılan piyes Azerbaycanın ilk manzum tırajedisidir (H. Cavid 1882’de doğmuş, Türkiyede öğrenim görmüş, yapıtlarını Türkiye Türkçesinde yazmış, 1941’de Sibiryada, sürgünde ölmüştür. 1979’da şairin İblis ve Uçurum piyeslerini mezuniyet tezi olarak incelemiştik).

Doğu Anadolu ve Güney Kafkasyada ayrıca Tiflis (Penek) Padişahının Sarı Kızı efsanesi ünlüdür (Penek Şenkaya ilçesine bağlı bir köydür). Bu efsanenin Penek-Oltu ve Kars rivayetleri Kırzıoğlu tarafından Ülkü dergisinde yayımlanmıştır (Mart 1949, 27. no, 17-18. s. Aynı yazar Kars Tarihi, İstanbul 1953, 1. c., 379-80. s.).

Şenkayanın öncü gastecisi Hüseyin Köycü de “Allahüekber dağı ve Şeyhi Sanani” makalesini çıkardığı Şenkaya gastesinde yayımlamıştır (1 Ağustos 1950 - 15 Mayıs 1951, 8 sayı sürmüştür).

 

4. Sarı Gelin türküsü

 

Verdiğimiz ön bilgilerden sonra Sarı Gelin türküsüne dönebiliriz. Demek ki XII. yüzyıldan beri Güney Kafkasya ve Doğu Anadoluda kızları çok güzel ve sarışın, hıristiyan bir Kıpçak-Türk topluluğu vardır ve bu halk komşuları olan Türkler tarafından müslüman yapılmak istenmiştir. Bu olguyu yukarıda Şeyh Senan, Tiflis (Penek) Padişahının Sarı Kızı adlı halk öykülerinde tespit ediyoruz.

Halk öykülerinin manzum-mensur karışık olduğu bilinir. Bu nedenle her iki halk öyküsünde şiirler ve türküler de yer almıştır. Bu türkülerden biri de Sarı Gelindir. Sanıldığı veya sanılabilecği gibi anılan türkü yeni değil eskidir. Bundan yaklaşık yüz yıl önce Doğu Anadoluyu gezen tarihçimiz Ahmet Refik Altınay (1881-1937), 1918 mayısında eskiden Karsa, sonradan Ardahana bağlanan Göle ilçemizde Sarı Gelin türküsünün bir kıtasını kayda almıştır ki, şöyledir:

 

“Vardım kilsesine, baktım haçına

Mayıl oldum bölük bölük saçına

Kız seni götürem İslâm içine

       Vay Sinân ölsün, Sarı Gelin;

       Sen(i) alan neyler, dünya malın.”[7]

 

İşte Sarı Gelin türküsünün öyküsü budur. Kısaca Sarı Gelin türküsü Türklere aittir, hıristiyan Kıpçakların sarı, sarışın kızlarına yakılmıştır ve asıl yurdu Kars-Ardahan ve Batı Gürcüstandır. Kökü XII. yüzyıla dayanmaktadır. Sarı da, gelin de öz Türkçe sözlerdir.

Türkü TRT repertuvarında Erzurum türküsü olarak kayıtlıdır. Bunu açıklamak çetin (zor) değildir. Sadece Sarı Gelin değil, bütün türkülerimiz yöreden yöreye, bölgeden bölgeye, coğrafyadan coğrafyaya değişir. Bölgenin diline, geleneğine göreneğine, coğrafyasına uyarlanır. Dolayısıyla Erzurum yöresinde türküye Palandöken dağının eklenmesi çok doğaldır.

Apartmanımızın iki kapıcısı da Gölelidir. Türküyü onlara sorduğumuzda bunun köylerinde ve çevrelerinde eskiden beri düğünlerde söylendiğini belirtmişlerdir.

 

5. İddialara gelince

Bütün halkların komşularını etkiledikleri, onlardan etkilendikleri malumdur. Türk-Ermeni kültür ilişkilerinde etkileyen Türk, etkilenen Ermeni kültürüdür. Bu dilden mutfağa, özel adlardan müziğe değin böyledir. Yani Türk-Ermeni etkileşiminde baskın olan Türk kültürüdür. Dolayısıyla Sarı Gelinin Ermenilerce benimsenmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Ermeniler türkünün ezgisini sevmiş, beğenmişlerdir. Zaten Ermenice çeşitlemenin nakaratı olan sarı gâlin ibaresinde türkünün kimden alındığı açıkça okunmaktadır. Bu Türk kültürünün gücünü gösterir. Türk kültürü öyle zengindir ki, Yunanlılar alır, Ermeniler, Gürcüler, İranlılar alır, herkes alır. Şu anda bir çok Yunan şarkısının türkülerimizden alındığını bilmiyor muyuz? Afgancaya uyarlanıp söylenen şarkılarımız dahi vardır.

Bundan 30 yıl önce çok hoşlandığımız, yanık ezgili bir Azerbaycan mahnısı (türküsü) vardı: Araz üste, buz üste / Kâbab yanar köz üste / Goy meni öldüreler / Bir ala göz kız üste / Arazı ayırdılar / Gumunan doyurdular / Men senden ayrılmazdım / Zorunan ayırdılar. Bundan bir kaç yıl önce gördük ki, bizim İbrahim Tatlıses aynı ezgiyle bir Kırmanç türküsünü seslendiriyor. Ne diyebilirsiniz?!. Halklar böyledir, beğendiklerini alır. Dediğimiz üzere bu Türk kültürünün gücünü gösterir. Lakin bir de aldıkları kaynağı belirtme alicenaplığında bulunsalar…

 

6. Bir anı

 

31 Ağustos 1987’de Esenboğa havalimanında, hayatımda ilk tanıdığım Azerbaycanlı olan, rahmetli şair Refik Zekâ Handan (16 Haziran 1939 - 7 Ocak 1999), bana türkünün Türklere ait olduğunu, Ermenilerin türküye sahip çıktıklarını söylemişti. Ayrıca Ermenice nakaratın “sarı gâlin, sarı gâlin” biçiminde olduğunu, sırf nakaratın türkünün Türklere aitliğini gösterdiğini bildirmişti. Handan konuyla ilgili bir de şiir yazmıştı. Maalesef 3 bin civarındaki kitabımı 2009’da Yozgat Bozok üniversitesine bağışladığım için Handan’ın şiirini aktaramıyorum. Bu sohbetler 1987-1990 arasında olmuştu, yani türküyle ilgili tartışmalardan en az 10-13 yıl önceydi.

Azerbaycanlı yazar Elçin Efendiyev de ekim 2001’de Sarı Gelin adında bir öykü yazmış ve öykünün adı yazarın Türkiyede basılan kitabına ad olmuştur.

NOT : 400’den  fazla Türkçe kadın, erkek ad ve soyadının Gürcülerde kullanıldığını görmek için şu yazı okunmalıdır: Maria Cikia, “Türk asıllı isimler Kartvel ad hazinesinde”, V. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri 1, TDK, Ankara 2004, 597-610. s.

 

[1] László Rásonyi, Tarihte Türklük, TKAE y., Ankara 1971, 145. s.

[2] “Gıpçaglar”, Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi, 3. c., 164. s.

[3] Rásonyi, Tarihte Türklük, 145. s.

[4] M. Fahrettin Kırzıoğlu, Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, 101. s.

[5] Rásonyi, Tarihte Türklük, 141. s. / Kırzıoğlu, Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar, 100. s.

[6] “Şeyh Sanan efsanesi“, Büyük Larousse, 18. c., 11 064 s.

[7] Ahmet Refik Altınay, Kafkas Yollarında Hâtıra ve Tahassüsler, 1919, İstanbul, 61-62. sayfadan aktaran Kırzıoğlu, Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar, 103. s.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner87

banner76