banner559
banner557
banner558

Son yıllarda ve son günlerde kadın ve erkek eşit midir, değil midir tartışması alevlendi. Kadın ve erkeğin eşitliği dinî inançlara göre, milletlere göre, gelenek ve göreneklere göre değişmemektedir. Her ne kadar beşeri kanunlarda özellikle demokratik ülkelerde kadın ve erkek kanunen eşit olsa da fiili anlamda eşit olmadığı gözlenmektedir.  Sözü fazla uzatmadan İbrahim  Halil Er'in "kadın-erkek eşit midir" başlıklı yazısını aşağıya yayınlıyorum  okumanızı tavsiye ederim. 

"Kadın ve erkek, karı ve koca arasındaki tüm sorunlar, anlaşmazlıklar ve geçimsizliklerin temel nedeni kadın ve erkeğin eşit kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır.

İnsanlar ne kadar mücadele etseler ve ne kadar siyasi gücü arkalarına alsalar da Allah’ın eşit yaratmadığını eşit hale getiremezler. Zaten eşit yaratılmış olsaydı fıtrata da aykırı olurdu. Hiç elma ile armut eşit olur mu?

Temelde kadın ve erkek eşit kabul edildiğinde tarafların birbirlerinin seviyesine inmeleri gerekirdi. Burada da yaşanan o olmaktadır. Ya erkekler metro seksüel adı altında kadınlaşarak, kadınların değer yargılarını ve yaşam tarzını benimseyecek, ya da kadınlar erkeksileşerek erkek değer yargılarını benimseyecektir. Kendilerine kadın cinsiyetinin özelliği hatırlatıldığında bile hemen kırmızı görmüş boğa gibi saldırıya geçecekler, bir anlamda kadınlıklarının ve bunun arka planındaki iffetin hatırlatılmasına tepki göstereceklerdir.

Hâlbuki bütün bunlar yanlış ve fıtrata aykırıdır. Kadın, kadın olduğu için, erkek de erkek olduğu için güzeldir.

Kadının beğenmediği kadınsal zaaflar, onun kişiliği ve güzelliği iken, bugün erkek çocuklarının beğenmediği kılları (birçok erkek ve ergen erkekler kıllarından kurtulmak ve tüysüz olmak için lazer seanslarına katılmakta, ilaç kullanmaktadırlar) onun fıtratı, süsü ve güzelliğidir.

Karı koca arasındaki ihtilafın da temel nedeni bu eşit kabul etme ve kadının eşit olma mücadelesidir. Bu durumun yaşattığı en önemli sıkıntı erkeği ile güç yarışına giren kadının daha çok yıpranması ve psikolojisinin bozulmasıdır.

Hâlbuki kadın fıtraten naiftir. Başını dayayacağı bir yastık ve omuz onu güçlü kılar. Erkeğiyle yaptığı mücadele atakları onu gittikçe kimliğinden ve kadınlığından uzaklaştırdığı gibi evde sonu gelmeyen tartışmalara ve sorunlara da yol açar.

Aynı şey erkek için de geçerlidir. O da bir kadının şefkatli yüreğine, sabrına ve sığınacağı bir limana ihtiyaç duyar. Bu onu sakinleştirdiği gibi hayata tutunmasını ve mutlu olmasını sağlar. Fakat evde, erkekleşmiş bir kadınla karşılaştığında bütün dayanak noktaları da yok olur. Kendisi gibi davranan ve bunu özgürlük/eşitlik olarak gören bir kadın vardır artık karşısında. Aslında bir kadın değil de kadın kılığında bir erkek vardır karşısında... Sanırsınız ki aynı evi paylaşan iki erkek olmuşlardır.

Sığınacağı bir liman bulamayan erkek, denizde fırtınaya yakalanmış bir gemi gibi yalpalar, rotasını şaşırır, sonunda bir kayaya çarpıp batabilir. Onun tepkisi ve belki de agresif davranışı batmak üzere olan bir insanın avazı ve can havlidir.

Ama kadınlar ve kadın dernekleri dünyayı sadece kadınlar olarak gördüğünden, erkeğin bu çırpınışını bir erkek egemenlik mücadelesi ve şiddet olarak algılayıp saldırıya (yani erkeklerin yaptığı gibi hareket ederler) geçerler. Hâlbuki, kadın ve erkek mücadelesinde kadının erkek tavrını seçmesi yerine kendi doğal fıtratı gibi davransa, yani kadın gibi davransa (yani süzülmüş gözler ve şefkatli bir ses) erkeği bu savaşta mağlup eder.

Evlerde kadınlarımız erkeklerle hâkimiyet mücadelesine girerek fıtrata aykırı davranmaktadırlar. Eğer bir kadın erkeği yönetmek ve ona hâkim olmak istiyorsa erkeğin çok iyi bildiği erkeksi yöntemlerle değil, doğrudan kendisi olmakla başarılı olur. Zaten bizim kültürümüzde evi dişi kuş yapar ve evde kadının mutlak egemenliği söz konusudur. Hiçbir erkek evin iç işleyişiyle doğrudan uğraşmayı tercih etmez. Onun yemeği hazırsa, kendisine güler yüz gösteren bir eşi varsa gerisini düşünmez. Çünkü erekler detaycı değildir. Kadınlar detayı görürken erkekler geneli görür. Bu nedenle kadınların korktuğu evin hâkimiyetini kaybetme olayı aslında yaşanmaz. Erkek eve değil karısına odaklanır.

Kadın, erkeği yönetir ama bunu kadınca ve kadın silahlarıyla yapar. Ne zamanki feminist etki ile hareket edip erkek silahına kullanmaya başladıysa bu mücadelede yıpranmış olarak çıkmıştır.

Bu işin en büyük sakıncası ve mağduru çocuklar olacaktır. Çünkü kadın erkeği dönüştürmek, kadınsılaştırmak isterken, erkek çocukları da kadınsı unsurlara yönelecek ve bu durum toplumun ilerlemesini ve gelişimini durduracaktır. Çünkü toplumlar kadınsılaştığında yani medeniyetler kadınsılaştığında zevale yaklaşır. Erkeksi testosteronun güçlü olduğu (İbni Haldun buna asabiyet nazariyesi diyor) başka bir unsur tarafından yok edilir...

Ev deyip geçmeyin. Her şey evde başlar ve orada yok olur. Muhakkak ki en zayıf ev örümcek evidir. Yani içinde huzur olmayan evdir. Şunu bilmeliyiz ki kadın ve erkek fıtratlarına uygun davrandıklarında mutluluk gerçekleşir"...

Sağlıcakla kalın...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner517

banner516