Öne Çıkanlar sakarya akyazı valilik saski otomobil serdivan sponsor hekim sünnet darbe

Cumhur Başkan, 12 Eylül mahkum oldu!…

Bugün 12 Eylül. 1980 yılındaki o sabahı bilmeyenler için bugünün diğer günlerden hiçbir farkı yok.

banner153
Cumhur Başkan, 12 Eylül mahkum oldu!…

Ancak o sabah korkuyla uyanıp, “ne zaman bizim de kapımıza dayanacaklar” diye endişe edenler için çok şey ifade ediyor.

Zira birçok masum insan için “12 Eylül 1980 sabahı” hayatlarının karardığı tarih oldu. Demokrasi adına tarihe “yüz karası” olarak geçti.

Belki daha önceki yazılarımla “tekrara” düşeceğim ama “12 Eylül 1980” sabahında yaşananları tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum…

Evet, “1980 Darbesi’nin” üzerinden tam 34 yıl geçti. O günün sabahında darbe olduğunu rahmetli babamızdan öğrenmiştik.

Kendisi her zamanki gibi sabah namazı için evden camiye giderken askerler tarafından yoldan çevrilmişti.

Rahmetli, telaşlı bir şekilde eve gelip; “kalkın darbe olmuş galiba” diye korkulu sesle bizleri uyandırmıştı…

Tabi sonrası malum, bütün aile gün boyu radyonun başından ayrılmadık. Tıpkı “1960 Darbesi’nde” olduğu gibi kimlerin topladığını öğrenmeye çalıştık.

Sonra televizyonu açtığımızda Kenan Evren’in o meşhur konuşmasını TRT ekranlarından izlemeye başladık.

Zira o tarihlerde başka bir kanalı izleme şansımız yoktu. Dolayısıyla Kenan Evren 12 Eylül tarihinde TRT ekranlarında mecburen iyi “reyting” yapmıştı…

Tabi “darbenin” ilk günleri olan biten hakkında daha fazla bilgi almak istiyorduk ama TRT dışında yayın yapan bir kuruluş yoktu.

Kaldır indir Kenan Evren’in o meşhur “darbeyi neden yaptık” yalanının dışında bilgi sahibi olamıyorduk.

Ertesi gün “gazetelerden” detaylı bilgi alabiliriz diye düşündük. Ama sokağa çıkma yasağı vardı.

Nitekim sonra ki günlerde “askerlerin” kontrolünde çıkan “gazeteler” mahallelerde satılmaya hatta dağıtılmaya başladı…

O günkü “gazetelerin” manşetlerini hatırlıyorum da “asker postalını dilleriyle parlatmayan” bir tek “gazete” ve “gazeteci” yoktu.

Bütün “gazeteler” ağız birliği yapmışçasına “hoş geldin asker” türünden manşetler atmıştı. Köşe yazarları da yapılan darbeyi öve, öve bitiremiyordu.

Ülke zaman içinde biraz normalleşince, “postalın altına serilen halı da” yavaş, yavaş kalktı. Ama “12 Eylül” kalıntısı “gazete” ve “köşe yazarları” hala mevcut…

Çok şükür AK Parti hükümetleri ve bugün Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan “askeri vesayeti” dik duruşuyla ortadan kaldırdı.

Şimdi de “paralel yapı” denen başka bir “vesayetçi” zihniyetle mücadele ediliyor. İnşallah onlarında hevesleri kursağında kalıp Türkiye bunu da atlatacak.

Netekim artık, “Cumhur Başkan, 12 Eylül mahkûm oldu.” Hele Cumhuru temsil eden “Erdoğan” olduktan sonra Türkiye’nin önünde kimse duramaz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
aysun öztekin Özgürlüğün adı:Recep Tayyip ERDOĞA 4 yıl önce

ÖZGÜRLÜĞÜN ADI:rcep Tayyip ERDOĞAN

Ülkede tek tip insan yaratma konusunda da çabalar oldu. Hatta hala izleri yok değil. Herkesi bir forma içine sokma çabası. Allah'tan Tayyip ERDOĞAN sayesinde insanlar kıyafet özgürlüğüne kavuştu. Okullarda çocuklar istedikleri gibi giyinebiliyorlar artık, yıllarca onların da bir birey olduğu hiç düşünülmemişti. İstedikleri gibi giyinme hakları var. Bazı velilerin işine gelmese de. Memurlarda bir nebze kıyafet konusunda özgür artık. Ama giydikleri kıyafetler işlerine engel olmadığı sürece daha da özgür olmalılar. Ne var yani bir erkek memur sakal bıraksa, saç uzatsa; bayan memur kot kumaş giyse ne olacak tahrik edici olmadıktan sonra. sonuçta kotta bir kumaş. Mesele herkesin bir formaya büründürülmesi değil, mesele çalışmakta. Yıllarca bir kalıba sokulup, iki dirhem bir çekirdek olduk da ne oldu? İlerlemenin yolu özgürlükten geçer. Şimdi olduğu gibi. Fikri hür, vicdanı hür nesiller için... Bunu Tayyip ERDOĞAN başardı. Ama yine de kılık kıyafet yasası yine gözden geçiril meli, mantığa yatmayan çok fazla yasak var. Evet asker bir milletin çocuklarıyız ama formayı da cephede giyelim... İşlerinizde kolaylıklar diliyorum.

Avatar
aysun öztekin 4 yıl önce

YALNIZLIĞIN ÇARESİNİ BULMUŞLAR… NEYMİŞ?

Gripin adlı müzik grubunun bir şarkısı var. Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar adında. Şarkının sözleri de, müziği de çok güzel. Seslendirme de çok güzel olmuş. İşin kısası söyleyeceğimiz şeyler var da şarkı bahane işte… Eee nasıl girelim lafa? Bir yerden başladık…

Yalnızlıkla ilgili herkesin söyleyeceği çok şey vardır eminim. Kimisi kader der, kimisi hayata küsmek der, kimisi annesizlik, kimisi parasızlık der. Herkes kendine göre bir tanımlama yapar. Yani herkes içindeki yara izine göre konuşur. Benim yalnızlığım doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar yalnızlığı. Uzun zaman dostum olduğunu düşündüğüm bir çok arkadaşımın hatalarını söylediğimde aniden yok oluverdiklerini fark ettim.

Yakın zamanda yaşadığım bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum. Hoş sohbet ettiğim, birlikte çay, kahve içtiğim bir arkadaşımdı. Kamuya ait bir iş yerinde öğle tatilinde sohbet emek için odama geldi. Sözüm ona sohbet etmek için gelmiş ama masamdaki telefonun dış hata açık olup olmadığını sordu ve ben de gayri ihtiyari hattın dış görüşmelere açık olduğunu söyledim. Birimin bazı aciliyet gerektiren çalışmaları için yalnızca o telefon alan dışı görüşmelere açıktı. Bu her birimde böyle olmaz. Neyse, telefondan kurum dışı bir numarayı arayabileceğini öğrenen arkadaşım ahizeyi kaldırdı, numarayı çevirdi ve tam 20 dakika özel görüşme yaptı. Konuda bir arkadaş grubu toplantısı için gün ve yer ayarlama konusu. Sonunda bir karar kılındı ve telefonu kapattı. Şaşkındım, sinirliydim bir şekilde söylemek istediğim kelimeleri o an için yuttum. Ama sonrasında da hiç huzurlu olamadım, kendimi de suçlu hissettim uyarmadığım için.

Aradan günler geçti, başka bir sohbetimizde bana yine dairenin aracıyla evine malzeme götürttüğünü anlattı. Aramızdaki iplerin giderek çürümeye başladığını hissediyordum artık. Bir gün yine odama geldi, daha önce sorduğu o iğrenç soruyu yine sordu: Bu telefondan dışarıyı arayabiliyor muyuz? Bir an tansiyonum mu çıktı, gözüm mü karardı bilmiyorum. İncitmekte istemiyorum tabi, gözlerimle işaret ederek cep telefonundan arasana dedim. Cevap… ? Pişkin, pişkin gülerek “bilmiyordum cep telefonuyla aranacağını, söylediğin için sağ ol. Müdür olsaymışsın iyi olurmuş. Çok kolay uyarabiliyorsun insanları vs. Ben de şöyle cevap verdim. Müdür olsam da olmasam da uyarırım, ben özel işlerim için devletin telefonunu hiç kullanmıyorum. Ayrıca müdür olup uyarsam ne olacak? Bu, insanların vicdanlarıyla alakalı bir konu. Yanlışta ısrar eden yapacağını yapar. Ve yine cevabı şu oldu: Yaparım tabi, ben işime bakarım, sen öyle diyorsun diye yapmayacak değilim.

O gün aramızda çürümeye başlayan ip, artık kopma noktasına gelmişti. Ve ip koptu… O gün bu gündür hiç arayıp sormuyor, ben de tabiî ki. Ne yani özür mü dilemeliyim? Ben yanlış bir şey yapmadım ki.

Hem sosyalizmi, eşitliği savunacaksınız; adaletten, Atatürk sevgisinden bahsedeceksiniz; sonra Tayyip ERDOĞAN’ı eleştireceksin… Sen elindeki imkanlar ölçüsünde devletin malını böyle sömüre biliyorsan, kim bilir, daha büyük mevkilere gelsen neler yaparsın arkadaşım? Haa bu arada, yanlışın büyüğü, küçüğü olmaz… Yanlış, yanlıştır.

Yalnızlığın çaresini bulmuşlar… Neymiş? Kör, sağır, dilsiz olmak mı bütün yanlışlara…?

banner191

banner190

banner192

banner76